Şükran

“…Yazdıklarınızın bana zerre kadar faydası dokunmadı.
Yazdıklarınız ucu hiç bir yere bağlanmayan gerçek anlamda hiç bir bilgi vermeyen şeyler.
Aklıma iki ihtimal geliyor.
İHTİMAL 1:
[Siz] gerçekten hiç bir şey bilmiyorsunuz sadece insanları gaza getirme konusunda iyisiniz.
İHTİMAL 2:
Gerçekten bir şeyler biliyorsunuz ama insanlar para vermediği için gerçek bilgiyi kendinize saklıyorsunuz.”

Sevgili bir okuyucumdan aldığım mesajın içinden bazı satırlar…

İlk okuduğumda üzüldüm.
Sonra sinirlendim.
Sonra işin kolayına kaçarak, yazan kişiyi paylaştıklarımı anlamamakla suçladım.
Sonra… düşündüm.
Sonra, bu deneyime teşekkür ettim.
Sonra, kendisine şükran duydum.
Sonra… Bunu onunla paylaştım.

Aslında, bana yazdığı mesajın başka bir kısmında, bilgi yozlaşmasından bahsediyordu. Çok da haklıydı.

Etrafımız tamamen “çabuk yöntemler” ve “işin sırrını” vadeden tekliflerle örülmüş durumda, değil mi? “Bu kitabı alınca hayatın değişecek. Bu workshop’a katıldığında özgürleşeceksin. Kuş gibi hafif hissedeceksin kendini…”

İçsel konularda verdiğim bazı eğitimlerin başında söylemekten çok keyif aldığım, Galileo’nun bir sözü var: “Hiç kimseye hiçbir şey öğretemezsiniz. Sadece onların kendi içinde olanı ortaya çıkarmalarına vesile olabilirsiniz.” Katılımcıların bazıları, onlara bir şey öğretemeyeceğimi söylediğim zaman bazen hayal kırıklığına uğruyorlar. (Bunu ben de ilk olarak, sevdiğim ve saydığım bir büyüğümün bir eğitiminde duymuştum. Aynı hayal kırıklığını ben de yaşamıştım, ve aslında ne demek istediğini kavrayabilmem için aradan yıllar geçmesi gerekti…)

Bende veya benim sitemde gerçek bilgi yok. Kendimi gerçek bilgiyi verebilecek yetkinliğe sahip görmüyorum. Ama yarın biri karşıma çıkıp, “Gel Alper, gerçek bilgi bende. Beni takip et!” derse de, arkama bakmadan o kişiden uzaklaşırım.

Gerçek bilginin ne olduğunu sanırım onu ‘gerçekten’ gördüğümüzde anlayacağız. Ve içimden bir ses, onu gördüğümüz zaman yalnız olacağımızı, bilginin bize dışarıdan değil, sevgili Galileo’nun da söylediği gibi, ‘kendi içimizden’ bir yerlerden geleceğini söylüyor. Biliyorum, özellikle günümüz kültüründe bu ‘içinden’ meselesi artık biraz klişeleşti, ama sanırım durumu tarif etmek için yine de en iyi seçeneklerden biri…

O zaman galiba aramaya, merak etmeye, ısrarcı olmaya, denemeye, sonuçlar içimize siniyorsa peşinden koşmaya, sinmiyorsa da farklı arayışlara girmeye devam edeceğiz.

Sevgili okuyucum,

Mesajın ve ayırdığın değerli vaktin için tekrar tekrar teşekkür ediyorum.
Bende güzel bir farkındalık yarattın.
Bu gerçekten harika bir his.
Vesile olduğun için sana şükran duyuyorum.

Sevgiyle..

Paylaşma Modunda Mısın?