Para, Korsan, Enerji

Hayatımda yaptığım yanlışlar doğruların çok üzerindedir. Hatalarımın çokluğu da düzgün hareketlerimi geride bırakır. Ancak bu seferki yaşamımda verdiğim bir tane karar var ki, doğruluğunu her geçen gün, ay ve yıl daha da fazla hissediyorum. Verdiği huzur, başka şeylerde olduğu gibi zaman içinde azalmak ve ‘bağışıklık kazandırmak’ yerine, tam tersi bir şekilde sürekli olarak artıyor.

Bahsettiğim kararım, bundan yıllar önce verdiğim, hatta zaman içinde bu sitenin oluşmasına vesile olacak ilk yazımı yazdığım bir konu.

Korsan ürünler kullanmaktan vazgeçeli yıllar oldu. İlk yazımda da anlattığım gibi, öyle böyle bir kullanıcı değildim. Müzik, film, bilgisayar programı gibi ürünlerden oluşan devasa bir arşivim vardı. Toplaması yıllar sürdü. Silmesi ise 2 dakikadan az…

Bugün geçmişe dönüp baktığımda, doğruluğundan zerre kadar şüphe duymadığım, aksine, her fırsatta şükran duyduğum ender hareketlerimden biri.

Ve gelelim paraya… Kimine göre hayatı kolaylaştıran bir araç, kimine göre yegane amaç. Olmazsa olmaz, olduğunda da asla da yetmez derler. Bildiğimiz en basit hali ile, renkli ve karmaşık desenli bir kağıt parçası. Kendisinin değeri yok. Ona belirttiği değeri yükleyen yine biziz. Bir başka deyişle, gerçekten var olmayan bir olgu.

Uluslararası para borsaları, dünya bankaları, devlet kurumları, her gün yaptıkları açıklamalarla, kafamızdaki para algısında bir takım değişikliklere yol açıyorlar. Fakat bu ‘büyük’ kuruluşların sanırım hiçbiri, gerçekte var olmayan paranın bence bir o kadar gerçekten var olan enerjisine ve karmasına değinmiyor. Korsan ürünlerle ilişkimiz olup olmadığı işte tam bu noktada önem kazanıyor. Açıklayayım…

Bir an için, gücünüzün yettiği birini zorlayarak onun cebindeki parasını aldığınızı düşünün… Size vermek istemiyordu, ama fiziksel üstünlüğünüzü kullanarak onun rızası olmadan onun sahip olduğu bir şeyi ele geçirdiniz. Bu parayı harcarken, onunla kendinize bir şeyler alırken mutlu olma ihtimalimiz var mı sizce?

Şimdi başka bir durumda, fiziksel gücünüzü kullanmadan, ama bu sefer de zeka gücünüzü kullanarak karşınızdaki kişiyi kandırdığınızı düşünün. Bu senaryoda karşınızdakinin sahip olduğu parayı zorla almıyorsunuz, ancak onu türlü oyunlara getirerek parasını kendiliğinden size aktarmasını sağlıyorsunuz. Böyle bir durumda elinize geçen parayı keyifle harcayabilir misiniz?

Eğer bu iki senaryoda sorduğum sorulara Hayır cevabı verdiyseniz şimdi biraz daha derine inmek istiyorum.

Nil Gün’ün tabiri ile “bir enerji değiş-tokuş aracı olan paranın” el değiştirdiği zaman üzerindeki olumlu veya olumsuz enerjiyi karşı tarafa aktardığına inanıyorum. Bir başka deyişle, helal olmadan elde edilmiş bir maddi kazanç harcandığı zaman, üzerinde birikmiş pis ve kokuşmuş bir enerjinin yayılmaya devam ettiğine inanıyorum.

Bir örnek; Büyük çapta yolsuzlukların sürekli yapıldığını, büyük ihtimalle de her zaman yapılmaya devam edeceğini herhalde tahmin edebiliyoruz. Böyle bir yolsuzluğu ayakta tutabilmek için gereken ‘takım oyununu’ düşünün. Bu takımın da bir lideri olduğunu düşünün. Yolsuzluk olup bittiğinde takım lideri haksız elde edilen kazancı alıp takım arkadaşlarına bölecek. Takım arkadaşları da ikinci derece haksız elde edilmiş kazancı kendi tanıdıklarına, işlerini kolaylaştıranlara ve bazı engelleri kaldıranlara dağıtacaklar.

Tıpkı patlayan bir nükleer santralin yaydığı görünmez radyasyon gibi, en baştaki paranın üzerine sinmiş olumsuz enerji de, çeşitli kanallar aracılığıyla yayılmaya devam edecek.

Bu satırları okurken sizin de içiniz sıkıldı mı? Gelin o zaman şimdi tam tersini düşünelim: Keyifle, hazla ve alnının akı ile bir gelir elde etmiş bir takım liderinin o geliri ne kadar büyük mutlulukla takım arkadaşlarına dağıttığını düşünün. Onlar da gittikleri yerlerde, güzel enerji ile süslenmiş bir gelir kaynağını kullanarak olumlu enerjinin yayılmasına vesile oluyorlar. Siyah ile beyaz kadar farklı iki durumla karşıyayız, değil mi?

Yaşamını kar amaçlı bir iş ile kazanan biri olarak burada ne kadarlık bir karın helal, ne kadarlık bir karın karşı tarafı aptal yerine koymak olduğunu söyleyebilecek bir durumda değilim. Zaten amacım, bu iki senaryoyu anlattıktan sonra konuyu korsana ve karmaya bağlamak.

Telif hakkı olmayan bir müzik dinlediğimizde ya da film seyrettiğimizde, veya lisanslı olmayan bir bilgisayar programı kullandığımızda, kendimizi yukarıda anlattığım birinci senaryoya, yani karanlık, pis, olumsuz etkileri uzun süren bir sarmalın içine soktuğumuza inanıyorum. Çünkü fiziksel veya zeka gücümüzü kullanarak, karşımızdakinin bize vermek istemediği bir şeyi zorla elinden alan biri oluyoruz.

Gecesini gündüzüne katarak bir parçayı besteleyen sanatçının, filmin çekimleri esnasında ailesinden uzak kalan oyuncunun, veya kod yazmaktan artık başı ağrıyan bilgisayar programcısının, aksi net bir şekilde belirtilmedikçe, eserlerinin ücret ödenmeden kullanılmasına razı olduklarını zannetmiyorum. Aksine, bu tarz eserlerin telif hakları olduğu ve lisans olmadan kullanılmaması gerektiği çok açık ve net bir şekilde belirtiliyor. Bu yüzden, aslında kaçak program kullanmanın araba hırsızlığından hiçbir farkı yok. Her ikisinde de karşı tarafın vermek istemediği bir şeyi elde edecek davranışlarda bulunuyoruz.

O halde bu olumsuz enerjinin bir parçası olmak istemiyorsak ne yapabiliriz?

Kendi deneyimimden yola çıkarak, atılacak ilk adımın elimizdeki tüm lisanssız ya da telif hakkı olmayan ürünlerden kurtulmak olduğuna inanıyorum. Özellikle son zamanlarda, tüm varlıklarımızın dijitalleştiği bir zamanda, bu silme işlemini gerçekleştirmek çok kolay.

Ardından, istediklerimize ulaşmak için aslında bir çok yöntem olduğunun farkına varabiliriz. Hatta bu yöntemlerin büyük bir kısmı cebimizden hiçbir harcama yapmamızı gerektirmiyor.

Müzik dinlemek istiyorsak internet radyoları sayesinde, veya Spotify gibi, tamamen ücretsiz ya da cüzi rakamlarda aylık üyelik karşılığında milyonlarca şarkıya erişebiliyoruz.

Film seyretmek istiyorsak, artık Türkiye’de hayata geçen iTunes mağazası sayesinde, bir kutu ciklet fiyatına en son çıkan filmleri kiralayıp seyredebiliyoruz.

Eğer öğrenciysek ve düşük bir bütçe ile bir şeyler üretmeye çalışıyorsak, neredeyse bütün programların indirimli Öğrenci / Eğitmen versiyonları mevcut. Örneğin; Microsoft Office program setinin öğrenci fiyatı ayda sadece 4 TL’ye geliyor. Koskoca Adobe tasarım program setinin (Photoshop, Illustrator, vb.) öğrenci fiyatı aylık 35TL. Öğrencilik yıllarımda bir çok arkadaşımın sigara içtiğini hesaba katarak, ‘sigara paketi ekonomisi’nden yola çıktığımızda, aylık tüm müzik ve bir çok program ihtiyacımızı ayda sadece 5 paket sigara fiyatına elde edebildiğimiz bir durum ortaya çıkıyor. (Veya 10 şişe bira. Veya 8 latte. Veya 4 hamburger. Veya X ad. _______ — buraya kendi biriminizi yazın.)

Uzun lafın kısası, bugün geldiğimiz noktada gerçekten korsan ürün kullanmaya gerek kalmadığı gibi, bu olumsuz enerjiyi üzerimizde taşımanın da bir anlamı kalmadı. Eğer halihazırda korsan ürün kullanıyorsanız, sizi bu özgürlüğü denemeye ve keyfini sürmeye davet ediyorum.

Not: Kafanıza takılan, şu anda korsan olarak kullandığınız ancak kurtulmak istiyorum ama nasıl bir alternatif var bilmiyorum dediğiniz bir konu veya ürün varsa ve fikir almak isterseniz, iletişim kısmından benimle temasa geçebilirsiniz.

Paylaşma Modunda Mısın?