Onaylanma İhtiyacı

approval-seekingHayatın sürekli bir keşfetme ve farkına varma olduğunu düşünüyorum. Bazen keşfettiğimiz ufak bir şey sadece kendimizin değil, tüm dünyanın akışını değiştiriyor. Bazen ise, tüm dünya için incir çekirdeği kadar küçük olabilecek bir olgu, ilk defa farkına vardığımızda bizim hayatımızı kökünden etkileyebiliyor. Belki de bu yüzden, herkesin kendi yaşadığı bir sorun, onlar için dünyanın en büyük meselesi haline gelebiliyor. Bir başkası için ise, günlük yaşamın sıradan bir parçası…

Geçtiğimiz hafta, kendimde var olduğunu bugüne kadar nasıl fark etmediğime şaşırıp kaldığım bir olgu öğrendim: Onaylanma ihtiyacı(m).

O kadar enteresan bir şey ki… Bu ihtiyacın sende var olduğunu bir kere fark ettiğin zaman birden bire, hayatında sürekli olarak yaptığın fakat bir türlü anlamlandıramadığın his ve davranışlarının sebebi ortaya çıkıyor. Birden bire her şey anlam kazanmaya başlıyor. 19 sene önce neden o lafı ettiğini, geçtiğimiz gün neden o şekilde bir tepki verdiğini, ya da hayatının son on senesini neden o mesleğe adadığını net bir şekilde görüyorsun. Biraz ürkütücü bir durum, evet, ama sanırım ‘özgürleştirici’ kelimesi, ortaya çıkan bu hissiyatı daha iyi açıklıyor.

Herkeste bu ihtiyaç var mı bilmiyorum. Ama bir süredir sorguladığım bir çok kişi ve okuduğum bir çok makale, hatırı sayılır oranda insanın bu ihtiyacı barındırdığını gösteriyor. Bazıları daha kolay kabulleniyor, bazıları ise 75 yaşına kadar bastırdığını ve inkar ettiğini belirtiyor. Kimine göre acizlik, güçsüzlük, kimine göre ise olanı kabullenip yola devam edilmesi gereken bir süreç.

Ben, şimdi ve burada, ‘rehabilitasyon gören’ bir onaylanma bağımlısı olduğumu itiraf ediyorum. İyi insan imajı yaratmak adına, benden istenen, ama içimden gelmeyen bir çok şeyi yerine getirdiğimi, bazen o kadar umursamadığımı, ama bazen de için için öfkelendiğimi kabul ediyorum. (Hayatı boyunca bu durumu hiç yaşamamış birisi varsa nasıl yapıldığını hemen bana öğretsin!!)

Maslow’un ihtiyaçlar piramidinin 3. basamağını oluşturan saygınlık veya itibar ihtiyacı bu olgunun biraz yakınından geçse de, aslında onaylanma ihtiyacında durum biraz farklı. Nedir bazı örnekleri?

  1. İşyerinde gün bitimine yakın yöneticim ertesi güne yetişmesini istediği bir rapor olduğunu söyleyerek akşam mesaiye kalmamı istiyor. Ben de eşimi arayarak, aylar önce biletlerini aldığımız konser programımızı iptal ediyorum.
  2. Ertesi gün erkenden önemli bir toplantınız olmasına rağmen, yakın arkadaşının canı sıkkın olduğu için gece boyunca içmeye gitme talebine hayır diyemiyorsun. Tabii ki, ertesi gün kendinden beklenen performansı da sergileyemiyorsun.
  3. Bir satış toplantısında sunumu en iyi şekilde yapmanın ve müşteriden takdir almanın yanı sıra, bir sonraki ay içinde kendilerini aramam isteniyor. Bu noktadan sonraki iki sene boyunca o kişiye ulaşabilmek için 330 tane mesaj bırakıyor ama geri dönüş almıyorum.
  4. Yeni iş kurma fikrimi heyecanlı bir şekilde çevreme anlatıyorum. ‘İyi niyetli’ bazı tanıdıklarım eğer işler yolunda gitmezse B planımın ne olduğunu soruyor. Aslında kendi yolumu çizmenin o kadar da doğru bir adım olmayabileceğini sorgulamaya başlıyor ve iş kurma fikrini belirsiz bir süreliğine askıya alıyorum.

Her bir durumdaki mesele aslında aynı: Bahsi geçen kişiler, bu durumlarda ’kendilerinin’ ne yapmak istediğini sorgulamaya çekiniyor. Çünkü işin tabanında karşımızdaki kişilerin bizim hakkımızda iyi düşünmemesi veya onları hayal kırıklığına uğratma korkusu var.

Yaptığım araştırmalarda, onaylanma ihtiyacının erken çocukluk dönemlerinde yer almaya başladığını ve bağımlılığın temellerinin bu dönemlerde atıldığını gördüm. Ancak, diğer bazı bağımlılıklar gibi fiziksel belirtileri olmadığı için, yıllar ve nesiller boyunca içimizde varlığını devam ettirebiliyor. Kontrol altına alınmaması durumunda ise yoğun içerlemeye, öfkeye, kendini yorgun/bitik hissetmeye ve hatta depresyona yol açabiliyor.

Peki bu durumdan nasıl kurtulacağız? Başka bir çok ihtiyaç ya da bağımlılıkta olduğu gibi, ilk adım daima farkındalık. Dünyanın en tatlı ve sevimli deneyimi değil, çünkü daha önce bahsettiğim gibi, birden bire bazı şeylerin farkında varınca o an altından kalkabileceğinizden daha fazla bir yük ile karşılaşabiliyorsunuz. Ama burada önemli olan küçük adımlar atabilmek.

Bu küçük adımlardan bir tanesi: Birisi sizden bir talepte bulunduğu zaman, kendi içinizden şu soruyu sorun: “Bu kişinin talebini yerine getirmeyi GERÇEKTEN kabul etmek istiyor muyum, yoksa karşımdaki kişiyi üzmemek, kızdırmamak ya da benim hakkımda kötü düşünmesini sağlamamak için bu talebini reddetmekten çekiniyor muyum?” Ve içinizden gelen cevaba kulak verin. Eğer sorunun ilk kısmına evet diyorsanız, bu talebi yerine getirmeye dair bilinçli bir tercih yapıyorsunuz. Ancak sorunun yanıtı hayır ise, bu durumda her ikinizin de memnun kalacağı bir orta yol bulmak için birlikte atabileceğiniz adımları araştırabilirsiniz.

Gelin şimdi, yukarıda bahsettiğim durumlarda neler yapabileceğimize göz atalım:

    1. Yöneticime o akşamki programımdan bahsedebilir, ertesi gün normalden biraz daha erken gelmeyi teklif edebilirim. Tabii ki işten çıkarılmayı göze almama gerek yok, ama en azından kendi durumumu da dile getirebilmeliyim.
    2. Yakın arkadaşına onun yanında olmak istediğini söyleyebilir, ama gerçekten önemli bir toplantıya hazırlandığın için ya bir sonraki gün buluşmayı ya da durum gerçekten kötü ise içki yerine kahve içmeye gitmeyi teklif edebilirsin.
    3. Her ne kadar satışı yapan taraf ben olsam da, toplantı sonunda daha net sorular sormayı seçebilirim. Örneğin; “Önümüzdeki ayın 15’i uygun mu?” ya da “Bir sonraki görüşmemizde hangi adımların üzerinden geçmek istersiniz?” türü sorular satış sürecinde beni ulaşmak istediğim noktaya daha da yaklaştıracaktır. (Satışın hiç gerçekleşmeyeceğini anlamam bile benim için bir kazanç.)
    4. Konu özellikle yeni bir iş kurmak olduğunda, şüpheci insanlar daima karşımıza çıkacaktır. Siz şirketin 20. yıl pastasını keserken bile o insanlar B planınızın ne olduğunu merak etmeye devam edeceklerdir.

Uzun lafın kısası, onaylanma ihtiyacını ortadan kaldırmak için hiçbir şekilde ukala, gereksiz yere sert, isyankar, umursamaz ya da bencil olmayı önermiyorum. Tek söylemek istediğim, bu ihtiyacın/bağımlılığın ortadan kalkabilmesi için bazı şeylerin farkına varmamız, bilinçli adımlar atmamız ve yeri geldiği zaman hayır diyebilmeyi öğrenmemiz gerektiği. Düzenli bir şekilde ağırlığımızı koyduğumuz zaman hem kendimizin daha da mutlu olabileceğimize hem de etrafımıza daha fazla fayda sağlayabileceğimize inanıyorum.

Kaynak: Kendi farkındalıklarım + http://www.nightingale.com/articles/are-you-an-approval-seeking-junkie

Paylaşma Modunda Mısın?