Kaldırıma Park Etmenin Faydaları

Bu yazıya başlarken ilk olarak şunu yazmıştım: “Artık bazı şeylerin değişmesi gerekiyor.”

Sonra sildim. Ve şimdiki şekliyle tekrar başladım. Geçen gün dinlediğim bir meditasyonda beynin her 1,2 saniyede ayrı bir düşünce ürettiğini duydum. Aslında muazzam bir kapasite. Bir de bunun en verimli şekilde kullanıldığını düşünün… Neden bunu söylüyorum, çünkü aslında bu yazıyı yazmaktaki amacım tamamen farklıydı. Ne zaman ekranda “Artık bazı şeylerin değişmesi gerekiyor” yazdığını gördüm, hemen aklıma geçtiğimiz Pazar yaşadığım bir olay ve onu takip eden farkındalık geldi.

Pazar günü Üsküdar’da, bir arkadaşımın işyerinin açılış daveti vardı. İşyerinin önüne park edip zaten kısıtlı olan yeri daha da azaltmak istemediğim için bir kaç sokak ötedeki otoparka aracımı park ettim ve yürümeye başladım. Ancak yürürken kaldırımın normalden daha dar ve engebeli olduğunu farkettim ve önüme bakarak dikkatli bir şekilde yürümenin, havalara bakarak yürümekten daha faydalı olabileceğine kanaat getirdim. Bilirsiniz, hemen adımınızı attığınız yere bakarak yürüdüğünüzde, bir kaç adım ötesini göremeyecek kadar kısa bir görüş mesafeniz olur. İşte ben bu şekilde yürürken solumdan aniden bir araba hızlı bir şekilde kaldırımın üzerine çıkarak park etmeye karar verdi ve tam önümde durdu. Dayanamayıp, arabadan inen adama “Peki biz nereden yürüyeceğiz?” diye sorunca aramızda şöyle enteresan bir diyalog geçti:

– “Peki biz nereden yürüyeceğiz?”
– “Ne..?”
– “Kaldırımıza park etmeseniz keşke…”
– “Hadi ya..?”

Benim yetişmem gereken bir yer ve onun da girmesi gereken bir dükkan olduğu için kısa diyaloğumuz ne yazık ki (belki de ne mutlu) daha fazla uzayamadan sonlandı ve mecburen yola çıkarak yürümeme devam ettim. Tabii bir yerden de tütüyorum. İşte efendim neden herkes saygısız, neden herkes duyarsız, keşke lisedeyken dövüş sanatına devam etseyim de adamın ağzını burnunu kırsaydım, keşke vıdı vıdı…

Ben sinirli bir şekilde tütmeye devam edip yürürken birden bire bir şeyin farkına vardım. Bu durumla ilgili aslında bir yanlışlık yoktu. Çünkü kaldırıma park etmek, İstanbul’un bir çok yerinde her gün milyonlarca araç tarafından başarıyla gerçekleştirilen bir faaliyetti. Bu durum artık o kadar doğal hal almıştı ki, artık polisler bile hemen yanlarında kaldırıma park etmiş arabalara ceza yazmak yerine işlerine güçlerine bakıyorlardı.

Demek ki benim yadırgadığım, hoşuma gitmeyen, sinirlendiğim ve hayıflandığım bir park etme şekli etrafımdaki milyonlarca insan tarafından kabul gören bir şeydi. İşte bu noktada farkındalığım bir kademe daha derinleşti ve ilk başta pek hoşuma gitmeyen, ama yüzleşmenin ardından az önce bahsettiğim adama az kalsın teşekkür için sarılacağım bir hal aldı. Ne de olsa bu müthiş farkındalığımın ana mimarlarından biriydi: Ben kendi benmerkezci dünyamda, her şeyin kendi bildiğim şekilde gerçekleşmesini istiyor ve böyle olmadığında tepki gösteriyordum! Oysa ben bu dünyadaki artık yedi milyarı aşkın insandan sadece bir tanesiyim. Bu şehirde yaşayan insanların büyük bir kısmının hiç de rahatsız olmadığı bir şeyden, yani kaldırıma park etmekten ben son derece rahatsız oluyordum. Ne haddime?

İşte böyle bir Pazar gününde, düşündüğüm zaman “medeniyetsizlik” olarak gördüğüm bir hareketin, aslında kendi mükemmeliyetçi(!) bakış açımın bana oynadığı bir oyun olduğunu farkettim. Bu farkındalığın sonucunda da bu konuyla ilgili sıkıntımın dışarıdan değil, kendi içimden kaynaklandığını ve çözümün de yine dışarıdan değil kendi içimdeki bir gelişimden ve/veya değişiklikten meydana geleceğini anladım.

Artık kaldırıma park eden bir araç gördüğümde (görürsem), bunun benim kendi zihinsel esnekliğimi geliştirmem için sunulan bir fırsat olacağını düşünüp evrene teşekkür edeceğim. Zaten bir çok yerde bahsi geçen kuantum düşünce şekline göre de, ben bu olaya daha az odaklandığımda otomatik olarak kaldırıma park eden araçların sayısı da azalacak. Ama bu biraz zaman alabilir. Siz yine de her ihtimale karşı, bugünlerde kaldırımda yürüyemediğiniz için yola inmek zorunda kaldığınzda önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola bakarak dikkatlice geçin ve sevgiyle kalın.

Paylaşma Modunda Mısın?