Kafam şişti artık!

Ne demek şimdi kafam şişti?
Ne demek istiyorum ve kime ne dokunduruyorum bu kelimeleri kullanırken?

Aslında kimseye dokunduruğum yok. Özel bir bıkkınlıktan da bahsetmek niyetinde değilim. Sadece bugünlerde yaşadığım bir farkındalıktan bahsetmek istiyorum…

Bir çok bireysel gelişim sürecinde anlatılan meşhur bir hikaye vardır:

Bir üniversite profesörü günlerden bir gün, uzakdoğu ülkelerinden birinde yaşayan ve yüksek miktarda erdem sahibi olan bir ‘öğreti ustası’nı ziyarete gider. Kendininkilerin yanı sıra onların da öğretilerinden yararlanmak istediğini söyler. Kendisine çay ikram eden usta, profesörün elinde tuttuğu bardak tamamen doluncaya kadar çay döker ve bardağın artık taşmasına rağmen dökmeye devam eder. Bir noktadan sonra artık dayanamayan profesör “…tamam yeter, artık bardak dolup taştı daha fazla dökmenin anlamı yok…” diye sitem eder. İşte o zaman usta der ki:“…tıpkı bu bardak gibi, sen de kendi fikir ve yargılarınla ağzına kadar dolusun. Sen önce kendi kabını boşaltmadan ben sana daha fazla ne öğretebilirim ki..?”

Olmuş, pişmiş ve ermiş olmanın henüz çok uzağında, kendimi aynen bu bardak gibi hissettiğimi farkettim son bir kaç gündür. İki yılı aşkın bir süredir, yani dünyanın tek merkezinin ben olmayabileceğini idrak etmeye başladığım zamandan beri, sürekli dışardan topladığım bilgiler ve deneyimlerle kendi dağarcığımı genişletmek ve iyileştirmek için uğraşıyorum. Son iki yılda okuduğum kitap sayısı, ondan önceki on sene içinde okuduğum kitap sayısından fazladır. Girdiğim internet sitesinin, üye olduğum email listesinin, “Benim yeni düşünce tarzım artık bu!” dediğim değişik düşünce tarzı sayısının haddi hesabı yoktur.

Ancak…

Tıpkı yukarıdaki örnekte olduğu gibi, alış kapasitemin şimdilik sonuna geldiğimin ve bundan sonra daha yeni şeyler almak istiyorsam artık biraz boşaltma zamanının geldiğini hissediyorum. En son geçen gün, yine yeni bir düşünce tarzı hakkında merakla bir şeyler okurken ve okuduğumu anlamaya çalışırken, almaya çalıştığım şeyler zihin bardağımdan taşıp bütün masayı ıslatmış olmasına rağmen hala hissetmediğim damlalar halinde artık masadan da aşağıya dökülüp ayaklarımı ıslatınca anladım neler olup bittiğini.

Nerede ve nasıl mı hissediyorum? Tam olarak kafatasımın her iki yanında, gözlerimden dışa doğru sağ ve solda 3’er cm mesafede, alnımın her iki yanında ve bazen de tam ortasında! Kafam şişti derken, şaka yapmıyordum.

İşte bence zihin bardağı da bu şekilde doluyor ve bir noktadan sonra taşmaya başlıyor. Aralıklı veya sürekli olarak, zihin bardağımızı nelerle dolduruyoruz? Hangilerine gerçekten ihtiyacımız var, ve hangileri bizim gerçek doyuma ulaşmamızın önünde çeşitli engeller oluşturuyor?

Özellikle de önyargılarımız burada ne tür bir rol alıyorlar? Bizi korumak, güvende olmamızı sağlamak açısından bize gerçekten yardımcı mı oluyorlar, yoksa yeni ve temiz düşüncelerin kafamızda yer almasını engelleyici bir yer mi teşkil ediyorlar?

Nedir peki bardağımızı boşaltmak? En lezzetli yiyeceklerinin sunulduğu bir sofraya oturmadan hemen önce, dışarıda kuru ekmek yemiş olmak ve kendimizi tıkmamak istemezdik değil mi? Herhalde o sandalyeyi altımıza çektiğimiz anda dünyanın karnı en aç insanı olmak isterdik.

Peki dolmuş ve artık taşmış bir bardak nasıl boşaltılır? Tabii ki, tercihen lavabonun içinde ters çevirerek değil mi? Bedensel olarak bu hareketi yapmanın inanın beni çok rahatlatacağını sanmıyorum. Hatta lavabonun üzerinde amuda kalktığımda beynime üşüşecek olan kan belki ağrıyı daha da şiddetlendirecektir. O yüzden daha insancıl bir boşaltım işlemine gerek var bence: Bilgisayar klavyesinin canına okumak!

Artık basit bir “Tanrı mektubu”nu çevirirken bile sıklıkla konudan saptığımı, düşüncelerimin başka yerlere gittiğini ve en nihayetinde ekrana yazılan kelimelerin “tanrı”dan gelmediğini görüyorum. Bu sızıntıların artık bardağına sığmayan suyun sızıntıları olduğunu şimdi anlıyorum.

İşte bu yüzden, bu ve bundan sonraki bir kaç yazımda yazacaklarım tamamen kendi zihnimden geçenlerden, kendi kafamda oluşturacaklarımdan ve kendi yaşadığım deneyimlerimden ibaret olacak.

Duygu ve düşünceler akacak ki yerine yenileri gelecek. Kim bilir, belki bu esnada gerçekten de çok beğendiğim ve değerli bulduğum satırlar dökülebilir bilgisayarın klavyesine. Belki bir bakarız ki üçyüzbin internet sayfasını dolaştıktan sonra hala ulaşmak istediğim esas ________ şeye (burayı doldurabilsek zaten sıkıntı kalmayacak) kendi kafamdan akan bir yazıda rastlayıveririm.

İşte o zaman ben de derim göğsümü gere gere: Cevap içimizde!

Paylaşma Modunda Mısın?