Hayalini Kurduğum Hayatı Yaşıyorum

Bugünkü yaşamımda, her ne kadar bilimsel olarak ispatlanmamış olsalar da artık doğruluğundan şüphe etmediğim bazı şeyler var. Bana göre bunlar, yaşam sistemimizin yapı taşlarını oluşturuyorlar. Bunlardan bazıları fiziksel, bazıları ise ruhani taşlar. Dediğim gibi, hiç birinin bildiğim kadar bilimsel bir ispatı yok. Sadece bir inanç meselesi.

1. Taş: Şu anda tam olarak hayal gücümüzün yarattığı hayatı yaşıyoruz.
Belki hayal gücümüzün yarattığı hayat denince akla hemen masmavi bir denizin kenarındaki bembeyaz kumsalda uzanmış, soğuk içeceğimizi yudumlayıp hiç bir dert veya tasamızın olmadığı bir hayat aklımıza geliyor olabilir. Ama bir düşünün… Bunca yıllık yaşamınızda hayal ettiğiniz tek yaşam biçimi bu mu? Hiç mi sıkıntılı dönemlerinizde karanlık ve belirsiz bir geleceğin hayalini kurmadınız? Karanlık bir gelecek ve hayal kelimeleri belli ki aynı cümle içinde yer aldığında pek doğru görünmüyor.

Ama biraz daha düşünün… Hayal etmek dediğimiz nedir ki? Türkçe sözlüğe göre ‘hayal etmek’ şu anlama geliyor: “Bir şeyi zihinde tasarlayıp canlandırmak”. Sıkıntılı bir dönemden geçtiğimizde geleceğe dair olası senaryoları biz zihnimizde tasarlayıp canlandırmadık mı? Başlamak üzere olduğumuz için başarısızlıkla sonuçlanması halinde yaşayacağımız sıkıntının nasıl olacağını düşünmedik mi? Sevdiğimiz tarafından reddedilmemiz halinde nasıl bir üzüntü yaşayacağımızı hissetmedik mi? Parasız kalmamız halinde ne tür sıkıntılarla mücadele etmemiz gerekeceğinden endişelenmedik mi?

İşte bütün bunları yaparken aslında kelimenin tam anlamıyla hayal kurmuş oluyoruz. Yani, henüz gerçekleşmeyen ancak ileride belki gerçekleşme ihtimali olduğuna inandığımız durumları zihnimizde tasarlayarak canlandırıyoruz. Bu canlandırmaların, yani hayal kurmaların nasıl gerçeğe dönüştüğü hakkında ise bu devirde artık binlerce teori var. Kimine göre kuantum teorisi, kimine göre çekim gücü, kimine göre ise titreşim. Benim farkına vardığım bir şey var: Şu anda bulunduğum noktada tam da yıllar boyu hayalini kurduğum hayatı yaşıyorum. İyisiyle ve kötüsüyle. Acısıyla ve tatlısıyla. Bilinçli olarak ve bilinçsiz olarak. (Tabii ancak şimdi görebiliyorum ki zamanında kurduğum hayaller sadece mavi deniz ve beyaz kumdan ibaret değillermiş.)

Çözüm basit. Ve çözüm yine seyrettiğim bir filmden geldi… Bir çok filmde olduğu gibi, Ye Dua et Sev filmini de sinemalarda oynadıktan çok sonra seyrettim. Geçen hafta. Bir yurtdışı seyahatim esnasında oldukça yabancısı olduğum bir ortamda ‘tesadüfen’ seyrettiğim bu filmdeki bir sahne ve diyalog beni çok etkiledi:

“Tıpkı her gün hangi kıyafetleri giymeyi seçtiğimiz gibi, hangi düşünceler içinde olacağımızı da seçmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Bu, çaba göstererek daha da artırabileceğimiz bir gücümüzdür. Eğer yaşamlarımızı kontrol edebilmek istiyorsak, zihnimiz üzerinde çalışma yapabiliriz. Zihnimiz, yaşamımızda kontrol etmeye çalışmamız gereken tek şeydir.”

Paylaşma Modunda Mısın?