Ego ve İlişkiler

Ego… Zihnimizin derinliklerinde yaşıyor. Korku, yargılama, beklentiler, kıskançlık, nefret, kontrol, bencillik, açgözlülük, şüphe, ayrılık, kızgınlık ve daha bir çok olumsuz düşünce ve duygu ile besleniyor.

Her ne kadar inanması güç olsa da, egonun aslında bilincimizde olumlu bir amacı da var. Bu gezegendeki yönümüzü milyonlarca yıl önce kaybetmeden önce egomuz, zihnimiz ile mükemmel bir denge içinde varolarak bizi zarardan koruma sorumluluğundaydı. Ancak, 3 Boyutlu gerçekliğe düşüşümüzün ardından, üzerimizdeki etkisi başta planlanandan çok ileriye gitti ve artık düşünce şekillerimize egemen oldu. Bugün hala bir çok insan için ego, dengesizlik ve korku tabanlı düşünceler yaratan ve bunlara göre seçim yaptıran bir varlıktan ibaret. Bu dünya üzerinde gerçekleştirdiğimiz kendi yolculuğumuzun amacı, bu egoyu doğru yerine geri koymaktır.

Başkaları hakkında vardığımız yargıların sorumlusu olan ego, aynı zamanda diğer insanlarla olan birlikteliklerimizin, özellikle de romantik ilişkilerimizin başarısızlıkla sonlanmasında büyük rol oynuyor. Yazar Bartholomew, Gezegen Kardeşi adlı kitabında ego ve ilişkiler hakkında bir çok faydalı görüş sunuyor:

“Derin ve duygusal ilişkilerden bahsedildiğinde, konu mutlaka koşulsuz sevgi kavramına gelir. Çünkü ilişkilerdeki nihai hedef bu koşulsuz sevgiye ulaşmaktır. Birçoğumuz, kendimizi ve yaşamımızı tamamen “düzeltene” kadar bu derin sevginin bizim için erişilmez olduğunu hissederiz. Bu düzelme hiç bir zaman gerçekleşmeyecek. Yaşam egomuzun gözünden baktığımız sürece hiç bir zaman tam anlamıyla kendimiz ve hayatımız hakkında tatmin olmayacağız.

Egomuz, gerçek sevginin karmaşık bir şey olduğuna inanmamızı ister.

Hepimiz yaşamlarımızın bazı anlarında gerçek sevgiyi deneyimliyoruz. Ancak kişiler arasındaki farklılıklar, üstünlük duyguları, yargılamalar, aşağılık hisleri ve ayırımcılık işin içine girdiğinde bu gerçek sevgi anlarının devamlılığı çok zor hale gelir. Ayrılığın işin içine girmesi ile birlikte, sevgi hissi yok olur gider. Nereye gider peki? Ne oldu o sevgiye?

Diyelim ki yeni biriyle tanıştınız ve bu kişiden çok etkilendiniz. İçinizde derinlerde bir yerlerde bir hareketlenme hissedersiniz. Hissettiğiniz şey sadece heyecan değil, aynı zamanda rahatlık, güvende olma ve özel olduğunu hissettirdiğiniz bu kişiyle bütün ömrünüzü birlikte geçirmeyi istiyor olmanızdır.

Size bu hisleri yaşatacak enerjiyi yayan biriyle karşılaştığınızda, ruhunuzun Tanrısal boyutu olumlu cevap verir.

İlk başlarda her şey yolundadır. Karşınızda her şeyinizi paylaşabileceğiniz ve sizinle her şeyini paylaşan biri vardır. İkiniz birlikteyken, eskiye nazaran daha anlayışlı ve affedici olduğunuzun farkına varırsınız. Eskiden sizi rahatsız eden şeyler artık gözünüze batmamaya başlar.

Kalbinizde bu sevgi ile yaşadığınızda, daha anlayışlı ve daha sevgi dolu bir hale gelirsiniz. Bunlar gerçekten büyülü anlardır. Bu birliktelik sizin içinizde yeni bir farkındalık yaratır: Hayatı boyunca sizinle birlikte olmayı isteyecek kadar size değer veren biri olma ihtimali artık gerçektir.

Aradan bir süre geçer ve bir gün, nereden geldiğini bilmediğiniz bir şekilde, aklınızın bir köşesinde bir yargı oluşur. “Hmmm” der seven kişi, sevilen kişi hakkında… “Sanırım burada hoşuma gitmeyen bir şeyler var. Hayatımın geri kalan kısmını aynı karakterdeki bu kişiyle geçirmekten sanırım rahatsızlık duyacağım.”

Bu noktada kimse bir şey söylemez. Ancak bu küçük yargının ortaya çıktığı ilk andan itibaren, ilişkinizin geri kalan süresi boyunca sürekli varolacak bir süreç işlemeye başlar. Süreç şu şekilde ilerler: Yargılama şüpheye yol açar. Giderek artan şüphe de tekrar daha fazla yargılamaya sebep olur. Bu süreç yıllar boyunca devam eder…

Tabii diğer insan da aynı süreci yaşıyor olduğundan bu sefer ayrılık meydana gelmeye başlar ve eğer müdahale edilmez ise bu ayrılık giderek büyür. İlişkinin en başında duyulan heyecan ve haz, kafamızdaki bu küçük yargılama sesini bastırabilecek kadar güçlüydü.

Ama bu küçük ses (ego) beynimizin arkalarında bir yerde sürekli ve alçak bir şekilde konuşmaya devam eder. “O yeteri kadar iyi davranmadı, yeteri kadar çabuk yapmadı, kendi inançlarım, ailem, sosyal çevrem onunkinden biraz daha ‘doğru'” şeklinde fısıldamalarda bulunur.

İşte tam da bu esnada bu küçük sesi susturma şansımız vardır. O kişiyle ilk tanışmamızda neler hissettiğimizi ve ne kadar etkilendiğimizi hatırlayarak…

Ancak bir çoğumuz bu noktaya geldiğinde ne yazık ki, zamanında neler hissettiğimizi hatırlamak ve onun devamı için çaba göstermek yerine, o ilk hissettiklerimizi yeniden, bu sefer başka biri tarafından hissetmek için yeni arayışlara giriyoruz.”

Bartholomew’in ilişkiler ve egonun ilişkileri zayıflatması üzerine paylaştığı daha çok erdemi var. Özet olarak söylemek istenen şu: Tüm ilişkilerin, özellikle de romantik ilişkilerin mutlaka bir amacı vardır. Böyle bir ilişkinin ilk dönemlerinde herkese ve herşeye karşı sevgi dolu oluruz. Her şey kutsaldır. Sabırlı, toleranslı, başkalarının hatalarını kabullenen, anlayışlı, affedici, nazik, paylaşımcı, neşeli ve en önemlisi kendimizi seven bir halde yaşarız. Romantik ilişkilerin ruhani amacı da budur zaten: Koşulsuz sevgiyi anlamak, onu hissetmek ve en iyi şekli ile yaşamak.

Koşulsuz sevgiyi deneyimleme sürecimizde, ego yavaş yavaş kendi kabuğuna çekilir ve biz giderek artan bir şekilde kendi ruhani doğamızın farkına varırız.

Bartholomew aynı zamanda ilişkilere, bizim Tanrı’ya ulaşma çabamızın bir parçası olarak başladığımızı söylüyor. Bu ne anlama gelir? Her şey ruhunuzla başlıyor. Sizin ruhunuz Varolan Her Şey’in bir parçası. Ruhunuzun gerçekten istediği ise, parçası olduğu Tanrı’yı deneyimlemek, onunla Bir olmaktır. Bunu da sadece sevgi sayesinde gerçekleştirebilir.

Bir başka deyişle, koşulsuz sevgiyi “hissettiğimizde” Tanrı ile bir olmayı “deneyimleriz”. Aşık olduğumuzda başımıza gelen budur.

Aşık olmak gerçekten de çok derin bir deneyimdir. Amacı, bize sevginin en yüce duygu olduğunu ve bu duyguyu yaşamanın hayatımızdaki en büyük deneyim olduğunu hatırlatmaktır. Bir başka insanla aradığımız derin sevgi ilişkisi, aslında Tanrı’ya doğru olan arayışımızın ta kendisidir. Ve bu arayış, hayatımızda yapabileceğimiz en yüce seçimdir.

Yaşanmakta olan bir ilişkiyi mümkün olduğu kadar sevgi dolu ve faydalı hale getirmenin bir çok yolu var. Aşağıda yazacaklarım sadece romantik ilişkiler için uygun gibi görünse de aslında yaşamda kuracağımız tüm ilişkilerimiz için de geçerlidir. Burada esas önemli olan, her ne şekilde olursa olsun, ilişkilerimizi şu ulvi amaca uygun şekilde değerlendirmektir: Gerçekten kim olduğumuz bilgisine ulaşmamız ve bu derin bilgi doğrultusunda ne yapmak istediğimiz.

İlişkiler Hakkında Bazı Düşünceler

Kendiniz olun ve karşınızdaki insanın da kendisi olma hakkına saygı duyun.

Karşınızdaki kişinin belirli bir şekilde davranmasını veya yaşamasını beklemeyin.

Sevginizin bağını güçsüzleştirecek taleplerden, ihtiyaçlardan ve kıskançlıklardan uzak durmaya çalışın.

Karşınızdaki kişiye karşı açık ve dürüst olun. Her zaman.

Hislerinizin açık bir şekilde ifade edildiği, endişe ve intikama yer bırakılmayan bir ortam yaratmak için elinizden geleni yapın.

Hareketleriniz için tam sorumluluk alın. Birbirinize karşı olan kırgınlıklarınız varsa onları çözümleyin, affedin ve iyileştirin.

İletişiminizi ruhani seviyede geliştirin. Bu gelişim uzun vadeli Bir’lik yaratacaktır.

Zaman zaman birbirinize “İlişkimiz nasıl gidiyor?” diye sorun. Sonra da birbirinizin cevapları hakkında açık bir şekilde uzunlamasına konuşun.

Biriniz diğerinin sahibi olmadığı için, birbirinizi kontrol etmeye veya sınırlandırmaya çalışmayın.

Karşınızdaki kişi sizin en iyi dostunuz olmalı. Eğer değilse bir yerlerde bir dengesizlik var demektir.

Cinselliği kendi temel ihtiyaçlarınızı karşılamak için değil, sevginizi kutlamak için yaşayın.

Ruhlarınızdan, birlikteliğinizi ego ve korku yerine koşulsuz sevgi, sabır, tahammül, anlayışla kutsamalarını isteyin.

Eğer herhangi bir sebepten dolayı sizin ve eşinizin yolları ayrılmak durumunda kalırsa, bunu birbirinize karşı koşulsuz sevgi dahilinde gerçekleştirin. Her birinizin yaşam planının, bu birliktelik aracılığıyla büyümenizi sağlamak için sizi bir araya getirdiğinin farkında olun. Bu amaç karşılandığında ve tamamlandığında, ve artık bu ilişkiden edinilebilecek herhangi bir ruh gelişimi kalmadığında, ayrılığın kaçınılmaz olduğunu kabullenin. Ardından, eski partnerinizi kutsayın ve Birlik olma yolculuğunuzda, elinizden gelen en iyi şekilde birbirinize destek olduğunuzun farkına varın.

İlişkiler Hakkında Daha Fazla Düşünceler

Kuracağınız ilişkinin temelinde, hiç bir yargıyı barındırmayan koşulsuz sevgi olsun.

Bizler, kendimizi sevmeyi öğrenmeden önce başkalarını sevemeyiz.

Beklentiler, ilişkileri sonlandıran şeylerdir.

İlişkideki partnerimizden şunu veya bunu yapmasını isteyim o bunu yapmadığında sinirlenmek veya üzülmek ilişkiye sadece daha fazla zarar verecektir.

İlişkiyi sonlandıran şeylerden bir tanesi daha, karşımızdakine ‘ihtiyacımız’ olmasıdır.

İlişkiyi paylaştığımız kişiden bizim kendi içimizdeki bir boşluğu doldurmasını bekleyemeyiz. Ancak karşılıklı paylaşım dahilinde, karşımızdaki kişiye mümkün olduğu kadar tam bir halimizi sunabiliriz.

Bir başkasına ihtiyaç duyuyor olmamız, kendi bütünlüğümüzün bir kısmının eksik olduğu anlamına gelir. Bu ihtiyaç aynı zamanda takıntıya dönüşerek ilişkinin dengesinin bozulmasına yol açar.

Bir şeye veya kişiye ‘ihtiyacımız’ olması, bizi kısıtlayan ve boğan bir durumdur.

Daima kendiniz olun. Asla başkasıymış gibi davranmayın.

Aşık olmanın sizi mutlu edeceğini ve yalnızlığınızı sona erdireceğini zannetmeyin.

Mümkün olduğunca çok, mutluluğu, dengeyi ve bütünlüğü kendi içinizde arayın. Bulduktan sonra da bu içsel bütünlüğü ve mutluluğu karşınızdaki ile paylaşın.

Bir ilişki içerisinde kıskançlığa veya rekabete asla yer yoktur. Eğer bu ikisinden biri ilişkide yer alıyorsa, bireylerin birinde gün ışığına çıkarılması ve iyileştirilmesi gereken bir dengesizlik olduğu içindir.

Mutlu ve doyumlu ilişkilerin sırrı baskı ve kısıtlama yerine, her iki partner de tam sorumluluk dahilinde davrandığı sürece, mutlak özgürlüğün ilişkide sürüyor olmasıdır.

Cinsellik en az tutkulu olduğu kadar kutsaldır.

Eğer birbirinizi kutsal bir yolculuğu paylaşan iki ruh gibi görmüyorsanız, birlikteliğiniz yine de faydalı olabilir. Ancak bu birlikteliğin derinliği ve anlamı, olabileceğinin en üst seviyesinde değildir.

Hiç bir ilişkinizin sizin kendi kimliğinizi veya varlığınızı kaybetmenize veya değiştirmenize sebep olmasına izin vermeyin. Aksine, ilişkilerin amacı bize gerçekten kim olduğumuzu hatırlatmak ve bize güç vermektir.

Kaynak: Nick – From the Stars

Paylaşma Modunda Mısın?