Duygularımızın Etkileri

Konuk Yazar: Elle Bieling

Hepimizin duygularımızı bastırdığımız anları olmuştur. Aslında, biz duygu bastırma konusunda anlık değil, yaşam boyu süren bir alışkanlık edinmiş bile olabiliriz. Ancak bastırılmış duyguların bedenimizi nasıl etkilediğinin farkında mıyız?

Ailelerimiz ve içinde yaşadığımız sosyal çevremiz, hayatımız boyunca bize belirli şekillerde davranmamız gerektiğini öğretti durdu. Hepimiz, belli durumlarda duygularımızı hiç filtrelemeden ve içimizden geldiği gibi ifade etmenin bize nelere mal olacağını öğrendik. Gördük ki, içimizden gelen bütün duyguları her zaman saf bir şekilde ifade ettiğimizde, özel yaşantımızda da, iş yaşantımızda da ilişkilerimizi sürdürmede sıkıntılar yaşıyoruz. Anladık ki, böyle işimize son verdirtecek veya sevgilimizin bizden kaçmasını sağlayacak durumlarda duygularımızı dizginlememiz gerekiyor. Bunu yapmanın aslında sağlıklı ve normal olduğuna bile inandırdık kendimizi.

Yetişkin olarak yaşadığımız hayatımızda bastırdığımız her duyguyu, büyük çoğunlukla daha sonra çocuklarımız üzerinde ifade ediyoruz. Nasıl olsa onlar üzerinde mutlak otoritemiz olduğu için zaten bunu yapmak da hiç zor gelmiyor. Zaten biz de zamanında birer çocuk değil miydik? Biz de zamanında bu tarz duygu ifadelerini üzerimizde hissetmedik mi? Biz çocuk olarak, sevilmek uğruna, büyüklerin gözünde neler yapmamız ve yapmamamız gerektiğini çabucak öğrendik: Eğer, biz çocuk olarak, ailemizin kendi içinde tbastırmaya çalıştığı veya kaldırmaya müsait olmadığı duygularımızı ifade edersek, dayak yiyoruz, cezalandırılıyoruz, dikkate alınmıyoruz veya sevgi bizden esirgeniyor.

“Erkek adamların ağlamadığını”, “iyi aile kızı olmak gerektiğini”, “artık bunları aşmamız gerektiğini”, “oramıza buramıza dokunmanın ayıp olduğunu”, “çok soru sorduğumuzu” veya “çok fazla konuştuğumuzu” çabucak öğrendik. Eğer bu sözler size tanıdık gelmiyorsa, eminim siz zamanında kendi duyduklarınızı hatırlayabilirsiniz. Ailelerimiz de kendi duygularını bastırarak büyüdüğüne göre, neredeyse hiç bir zaman bu benzer duyguların nasıl üstesinden gelineceği konusunda bilgi sahibi değillerdi. Bunun sonucunda da, bizi yetiştiren ailelerimizin bizim duygularımızı idare edememeleri garip değil. İşte bu yüzden, biz de onların izinde, duygularımızı bastırmayı ve ifade etmemeyi öğreniyoruz. Bu durum duygularımız olduğunu inkar etmekten, sanki onlar hiç yoklarmış gibi davranmaktan başka bir şey değil. Bunu yaptığımız zaman da, duygularımızın bedenimizi ne kadar çok etkilediğini hiç düşünmüyoruz!

Bütün bunlar zaten bilinçaltı seviyesinde gerçekleşen şeyler. Duygularımızın bedenimizi nasıl etkilediğini biz bilinçli bir şekilde düşünmüyoruz. Ama etkilenme her halukarda gerçekleşiyor.

Bizim duygularımızın bir çıkış noktasına, ifade şekline ihtiyaçları vardır. Onlar bizim birer parçamızdır ve öyle ya da böyle kendilerini mutlaka dışarı çıkaracaklardır. Biz her ne kadar onları bastırabildiğimizi düşünsek de, bir noktadan sonra bedenimiz onları artık emmiştir ve bu saatten sonra bizim dikkatimizi çekmek için çeşitli hastalanmalar, yaralanmalar ve “rahat-sız-lıklar” meydana getirecektir. İşte duygular bedenimizi aslında bu şekilde etkiliyor.

Duygularımızı hissetmek ve ifade etmek yerine, onları gözardı ediyor olabiliriz. Onların varlığını reddeden ise zihnimiz. Bu reddetme onları bedenimizin ve ruhumuzun derinliklerine gömüyor.

Duygularımız dahil bu hayattaki tüm deneyimlerimiz hücrelerimizin içinde depolandığına göre, hücrelerimiz da birleşerek bizi oluşturduğuna göre, biz oralarda neyin depolanmasını istiyoruz aslında? Olumsuz, reddedilen ve gözardı edilen duyguların mı? Bedenimiz olumlu veya olumsuz bir duygu, düşünce, hormon veya molekül arasındaki farkı bilmiyor ki. Bütün bunlar birbirine öylesine bağlı ve karmaşık ki!

Eğer farkına varıp onlarla başa çıkma cesaretini göstermezsek, olumsuz düşünceler, enerjiler, -onlara her ne demek istiyorsak-, bedenimizde, zihnimizde ve ruhumuzda yer edinerek beden, zihin ve ruh sıkıntıları olarak kendilerini göstereceklerdir. “Rahat-sız-lık”, ağrı, yaralanmalar ve daha bir çok olumsuz enerji bedenimizde boy göstermeye devam edecektir.

İşte duygular bedenimizi böyle etkiliyor.

Bizim dışımızda gelişen olayları hiç bir zaman kontrol edemeyiz. Biz sadece, dış dünyamızdan gelecek olan olaylara ve durumlara vereceğimiz tepkilerimizi belirleyebiliriz. Duygularımızı yaratan dışsal faktörleri değiştirmek veya onlarla mücadele etmek yerine, duygularımıza verdiğimiz tepkileri gözlemleyebilir ve çeşitli değişiklikler yapabiliriz.

Mutlu, doyumlu ve sağlıklı bir yaşam sürmek için, duygularımıza sahip çıkmamız, onları yargılamadan kabul etmemiz ve onları tamamen hissetmemiz gerekiyor. Ancak bu sayede onların önündeki engelleri kaldırarak özgürce akmalarını ve bedenimizde birikmemelerini sağlayabiliriz. Doğru veya yanlış, iyi veya kötü duygu diye bir şey yok. Duygularımız sadece var-oluyor. Bize içsel durumumuz, arzularımız ve isteklerimiz hakkında bilgi veriyor.

Eğer duygularımızın bedenimizi nasıl etkilediğini gerçekten anlamak istiyorsak, işte bunu bilmemiz bizim için çok önemli.

Paylaşma Modunda Mısın?

1 Comments

  1. Gülşen

    Önemli olan BAŞIMIZA NE GELDİĞİ DEĞİL, BAŞIMIZA GELEN ŞEYE NASIL TEPKİ verdiğimiz. Duvardaki çatlağı yok sayarak onu boyayla kapatmaya çalışırsak, bi zaman sonra duvarda boyanın döküldüğünü görürüz (çatlak yerindeki.) Duygularımızda biz ne kadar inkar etsekte bi zaman sonra kendini gösteriyor, ben burdayım, sen kabul etsen de etmesen de diyor.

Comments are closed.