Bolu’da bir cennet: Hindiba Pansiyon

Güneşin bir kaç saat sonra istirahate çekileceği ve yerini yıldızlı bir geceye bırakacağı günün akşam üzeri saatlerinde Ankara’dan İstanbul’a dönüş yolunda hızla ilerliyorsunuz. Güzelim tarlalar, köyler, ağaçlar, inekler yanınızdan vızır vızır geçiyor. Derken birden bire ruhunuzun çok geride kaldığını ve size yetişemediğini hissediyorsunuz. Hemen bir mola istasyonuna arabanızı çekiyorsunuz ve ona biraz zaman tanıyarak size ulaşmasını bekliyorsunuz. Ruhunuz size yetişip yanınıza geldiğinde ise şu soruyla karşılaşıyorsunuz:

“Bu akşam İstanbul’a varmak yerine bu yanından hızla geçtiğimiz güzel yerlerin birinde bir gece konaklasak ya?”

Düşünün… Otobanın ortasındasınız, en yakın konaklayabileceğiniz bir yerin neresi olabileceği hakkında hiç bir fikriniz yok. Yanınızda yedek kıyafet olarak sadece aylar önce bagaja atılmış ve belki bir gün işe yarar dediğiniz bir acil durum çantası var. Ertesi sabah iş güç sizi bekliyor. Buralarda bir yerlerde konaklama fikri her ne kadar kulağınıza çok hoş gelse de, gerçeklik rüzgarı esiyor üzerinizden, arabayı park halinden çıkartıp İstanbul’a doğru yol almak üzere hareket ediyorsunuz.

“Lütfen,” diyor ruhunuz son bir çare, “buna gerçekten çok ihtiyacım var.”

Sana bu saatte nerede konaklayacak yer bulayım diye sorduğunuzda ise ruhunuz sizi cep telefonunuza yönlendiriyor. Booking.com sitesine giriyor ve harita üzerinde arama yaparken nasıl olsa burada hiç bir yer bulamayacağınızı biliyor ve sadece bakmış olmak için gözatıyorsunuz. İşte o anda ekranda minik ve silik bir noktacık beliriyor. Yakınlarda kalacak bir yer. Üstelik otobandan sadece kısa bir süre uzaklıkta. Hatta bugün için boş odaları da var. Hatta fiyatı da uygun. Gidip bir baksak mı?

“Eveet!” diye haykırıyor ruhunuz heyecanla.

İşte Bolu’nun Kıyaslar Köyü’ndeki Hindiba Pansiyon’u ile yolunuz böyle kesişiyor. Adını kara hindiba çiçeğinden alan bu yerin etrafında ayrıca meşe, kayın, sarıçam ve böğürtlenin yanı sıra onbeşin üzerinde ağaç, çalı ve çiçek çeşidi yetişiyor. Aslında pansiyon en doğru kelime olmayabilir, çünkü burası daha çok cennetten kaçmış bir arazi parçası gibi görünüyor. Kalabalıktan ve gürültüden çok uzakta, göz alabildiğine yeşil bir ormanlık arazinin içinde akan çayın kenarına kurulu 11 tane özel, küçük evcik.

Her birinin özel girişi olan bu evcikler keyifle dekore edilmiş ve tertemizler. İçeride duvarlar serin taşlardan yapılmış, ve sıcacık ahşap kaplı bir banyo var. Güzel ve büyük bir yatak size huzurla uyuyacağınız bir geceyi vaadediyor. Kapı aralığından esen rüzgarla salınan ve tavandan yere kadar uzanan perdelerin ardında ise güvenliğinizden sorumlu bekçiniz…Charlie!

Eşyalarınızı bırakıp kendinizi hemen yandaki ormanın içine atarak menekşe ve papatyaların bezediği orman yollarından birinde yürüyüşe çıkıyorsunuz. Etrafta duyduğunuz tek ses, koyu bir muhabbete dalmış cırcır böcekleri ve arada bir kulağınıza yakın geçerek vızıldayan arılar. Bir an durup sessizliği dinliyorsunuz. Uzun bir süredir, şehir hayatında, böyle bir sessizlikten ne kadar uzak kaldığınızı anlıyor, şimdi ve burada bu anı yaşayabildiğiniz için şükran duyuyorsunuz. Sessiz sessiz adımlarınızı atarken, az önce sizi odanızın önünde karşılayan Charlie de yanıbaşınızda size eşlik ediyor. Kafanızı kaldırdığınızda gökyüzünde tek bir bulutun bile olmayışı, gece izleyeceğiniz yıldız festivalinin gelişini haberdar ediyor.

Temiz hava ve sakin bir yürüyüş karnınızı acıktırıyor ve geri döndüğünüzde birbirinden lezzetli yemeklerin sizi beklediğini görüyorsunuz. Gece karanlığını loşça aydınlatan seyrek ışıkların ortasında, uçsuz bir ormanın yanından geçen çayın hemen kenarında, akan suyun sesi eşliğinde leziz yemeklerden tadıyorsunuz. Akşamın karanlığında gökyüzündeki yıldız şöleni çoktan başlamış bile.

Daha bir gün önce İstanbul’da erime noktasına yakın pişiyorken burada, gecenin giderek artan serinliğinde biraz ürperiyor ve size verilen şala biraz daha sıkı sarınıyorsunuz. Haziran ayında hatırı sayılır bir şekilde üşümek ne kadar da keyifli geliyor. İstirahat zamanı gelip odanıza çekildiğinizde ise içerisi sıcacık, çünkü kaloriferlerin yıl boyu çalıştığını öğreniyorsunuz.

Sabah gözlerinizi açtığınızda sizi ilk selamlayan, kapı aralığından giren hafif rüzgarla dans eden perdeler oluyor. Tertemiz bir havanın hüküm sürdüğü bu ormanda, yanıbaşınızdan akan çayın sesi ve orman kokusu ile uyanmak müthiş bir keyif. Yataktan kalkmadan önce her beş duyunuzla birlikte yüreğinizin de taptaze bir enerjiyle dolduğunu hissediyorsunuz. Kısa bir hazırlık ve meditasyondan sonra kahvaltı yapmak üzere odanızdan ayrılırken kapıda sizi karşılıyor Charlie. Ancak o kendi uykusundan henüz uyanmamış, mışıl mışıl uyuyor kapınızın dibinde.

Ormanın bu kadar içindeyken günlerden hangi güne uyandığınızı bir anlığına unutuyorsunuz. Haftasonunda mıyız, yoksa bugün iş günü mü? Cuma. Demek ki hala iş modundayız. O halde ofisimize geçelim diyorsunuz ve akan çayın hemen yanındaki masanızda siz bilgisayarınızı açıp işinize bakmaya başlarken sofranız birden bire taptaze yiyeceklerle donatılıyor.
Burada bir sürü kedi ve köpek var. Hepsi birbirinden güzel, hepsi birbirinden sevimli ve hepsi birbirinden hırsız! Çay almak için masayı terkettiğiniz bir anda, sizi karşılayan manzara masanızın üzerinde tabağınıza üşüşmüş dört kedi ve bir köpek oluyor. Hem de bizim Charlie! Yaptıkları sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi, umursamaz bir edayla size bakıyorlar. Derken masa tekrar toplanıyor ve bu sefer kedi değmemiş tabaklar ve yiyecekler tekrar servis ediliyor.

Bolca gelen kahvaltınızın üzerine biraz yürüyüş yapmak isterseniz, pansiyonun tam ortasında bulunduğu 12 adet yürüyüş parkuru var. Eğer arabayla geldiyseniz, yaklaşık 40 kilometre yakındaki Yedigöller Milli Park’ını ziyaret etmek isteyebilirsiniz. Burası, adından da anlaşılabileceği gibi irili ufaklı yedi gölden oluşuyor ve 1965 yılından beri koruma altında. Kayın ağacının hakim olduğu bitki örtüsünün etrafında bir çok hayvan türüne rastlanabiliyor. Daha yakınlarda ise, göç mevsiminde yaban ördeklerine barınak olan Ağalar Göleti yer alıyor. Yine kısa bir araç mesafesinde bulunan Eskiçağa köyü ise ilçenin en eski yerleşim yeri. 14. yüzyılda Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılmış bir cami ve türbesi bulunuyor. Yöre halkı, bu köydeki İsmail Bey’in kahvesine mutlaka uğramak gerektiğini söylüyor.

Keyifle geçen bir konaklamanın ardından, vakit buradan ayrılma vakti olduğunda ise Charlie ve melekleri sizi uğurlamaya geliyor. Hindiba Pansiyon’dan son derece keyifli hatıralarla ayrılırken en yakın zamanda tekrar gelme sözü veriyorsunuz. Burası yılın oniki ayı boyunca hizmet veriyor. Kışın ise karlar arasında yürüdükten sonra odanızdaki size özel odun sobasını yakıp başında ısınmak apayrı bir keyif olsa gerek.

Siz arabanızı çalıştırıp İstanbul’a doğru tekrar yola çıktığınızda, bir önceki akşam peşinizden harıl harıl koşan ruhunuz, bu sefer sizinle birlikte dinlenmiş, arınmış ve şükran dolu bir enerjiyle size gülümsüyor.

Bilgi ve rezervasyon için: http://www.hindibapansiyon.com.tr/ adresini ziyaret edebilir veya 0530 824 97 91 numaralı telefondan Tamer Bey ile görüşebilirsiniz.

Paylaşma Modunda Mısın?