Bakış Açısını Değiştirmek

Bugün saniye arayla bir olaya nasıl farklı açılardan bakabileceğimi ve bunun sonucunda da nasıl bilinçli olarak beni mutlu edecek düşünce şeklini seçebileceğimi farkettim. Anlatayım…

Günün kalabalık bir saatinde evime dönmek üzere metrobüse bindim. Uzun aracın tam ortasında, şoför mahalline ne çok uzak ne de çok yakın bir noktasında ayakta duruyordum. Yolcu almak üzere kapıların açıldığı bir durakta, genç bir adam önce araca önden binmek üzere hamle yaptı, ancak yetişemeyeceğini anlayınca araca orta kapıdan binmeye karar verdi. Kapılar kapanıp hareket ettikten sonra ise, bir el omuzuma dokunarak taa önde, şoför mahallinde bulunan cihaza değdirip geri gönder(t)mek üzere bir Akbil kartı uzattı. Göndertmek kelimesindeki “T” harfini bilerek parantez içinde yazıyorum çünkü aslında anlatmak istediğim şeyin en can alıcı noktası işte burada. Onu da anlatayım…

Aracın kalabalık olması nedeniyle araç içindeki görüş mesafesinin kulak, burun ve boğaza indirgendiği bir ortamda, elimde başkasına ait bir Akbil kartı ile kalakaldığım için birazcık analitik yönüm ağır basarak kafamdan hemen bir “kafa” hesabı yaptım. İlk izlenimlerime göre, kartın benden çıkıp öne varması yaklaşık sekiz kişinin emeğini gerektiriyordu. Dönüş yolculuğunda da aynı ellerden geçeceğini farzederek, kartın seyahat süresini 1 dakika 6 saniye, “elden ele” sayısını ise 16 olarak belirledim. Ve kötümser yokluk bilinci düşüncelerimde devreye girdi: “Şimdi bu kart 8 kişinin elinden en az 2’şer defa geçecek. Acaba ortalarda bir yerde “kaybolma” ihtimali nedir?”

(Bu arada, aranızda benden daha da analitik olup, “iyi de nasıl olur, metrobüse binerken akbili durakta okutuyorsun” diyenler çıkarsa, bu dürüst vatandaşımız turnikelerin olmadığı bir durakta binmiştir.)

Eğer kartın orijinal sahibinden çıkışını X olarak değerlendirirsek, kartı ben teslim aldığımda, başka hiç bir transfer yapmazsam kartın geri dönüş ihtimalini %50’ye indiriyorum. Geri verebilirim, ya da vermeyebilirim. Yani X/2. Benden sonra bir kişi daha transfere dahil olduğunda, geri dönüş ihtimali otomatikman X/4’e düşüyor. Bu şekilde gittiğinde, “kafa hesabı” yaptığım 8. kişiye ulaştığında, kartın dönüş ihtimali X/256’larda dolaşıyor. Yani %0,39.

Şimdi diyebiliriz ki manyak mıyız biz neden bize teslim edilen kart geri gelmesin, neden yolun ortasında “düşüversin?” İşte farkındalığını yaşadığım bakış açısı değişikliği de tam bu manyak düşünce üzerine…

Kart üçüncü kişinin de elinden çıkıp metrobüs-içi yolculuğuna devam ederken, çok kısa süren saniyeler içinde, şüpheci ve yokluk bilinci mahsulü düşünce şeklimi bilinçli olarak değiştirmeye karar verdim. Ve bunu yaptığım an bambaşka bir senaryo kafamda canlandı.

Esas oğlan, yani kartın esas sahibi, ön tarafa uzatmam için kartını bana verdiğinide aslında sadece fiziksel plastik bir cismi bana geçici olarak teslim etmiş olmuyor. Çünkü ben kartı bir sonraki kişiye verdiğimde sadece “Amaan ne olursa olsun, bana ne??” demedim. Tam aksine, kendimi kartı aldığım kişiye karşı bir nebze sorumlu hissettim, dolayısıyla da önümdeki kişileri “denetleme” moduna geçerek kartın optimal geri dönüş süresini hesaplamaya başladım. Eğer 1 dakika 6 saniye içinde kart bana geri gelmeseydi, ön tarafa doğru bir “sorgulama” zinciri başlatacak ve kartın neden makul süre zarfında geri dönmediğine dair bir soruşturma açacaktım. Yani kendimi kartın dönüşü konusunda sorumlu hissettim!

Evet. Benden beklenen bir görev vardı, bana sorumluluk verilmişti, ve bir kişinin canla başla koruduğu bir Akbil benim güvenli ellerime teslim edilmişti. Tabii ki bunun ardından durumu kollamaya devam edecek ve gerekli kontrolleri yapacaktım. Yani, kart sahibi bu kartın iyiliğinden ve sağlığından X miktarda sorumlu ise, bana geçtiği zaman sorumluluk miktarı 2X olacaktı. Benim teslim ettiğim kişi ise kartı 4X sorumluluk dahilinde devralacak ve gelecek nesillere o derecede aktaracaktı. Yine küçük bir “kafa” hesabıyla, kartın tek yönlük bir yolculuğunda sorumluluk katsayısının aracın ön tekerleklerine varıldığında tam 256X olduğu ortaya çıkıyordu. Bu koşullar altında kartın elden ele değil, altın tepside geri gelmesi ve kartı nihai sahibine teslim edecek kişi olarak bu tepsinin bende kalması gerekiyordu. Ama olmadı. Tepsi ile değil, gittiği gibi geldi. Yani “elden ele”.

Ama geldi. Kaybolmadı veya düşmedi.

Paylaşma Modunda Mısın?