Anladın mı?

Mesaj veren filmler kuşağımızın bu haftaki bölümünde, insanlık tarihine belki de en belirgin şekilde damgasını vuran Matriks filmi ile devam ediyoruz.

– Morpheus: “Bu bir antrenman programı ve Matriks’in programlanmış realitesine benzer. Yer çekiminde olduğu gibi, realiteye benzer kuralları vardır. Senin öğrenmen gereken şudur ki, bu kuralların bir bilgisayar programının kurallarından hiç bir farkı yoktur. Tıpkı onlar gibi, bu kuralların da bazıları bükülebilir, bazıları ise tamamen kırılabilir… Anladın mı?”

Bu filmi vizyona girdiği tarihlerde seyretmemiştim, ancak yarattığı sansasyon nedeniyle bulunduğum her ortamda orasından burasından bir kaç kare görmeye başlamıştım. Tabii konuya hakim olmayan biri olarak da her gördüğüm karede kafam daha da fazla karışmış ve sorular oluşmuştu: Bu Neo denen adam kimdi? Dünyalı ise neden orasında burasında elektrik prizine benzeyen bağlantı noktaları vardı? Uzaylı ise neden bazen normal bir insan gibi görünüyordu? Neden film genellikle yeraltında geçmesine rağmen herkes güneş gözlüğü takıyordu? Burada verilmek istenen mesaj neydi? Hatta bir mesaj mı vardı..?

Filmin piyasa çıkışının bir iki sene sonrasında adam akıllı ve bölünmeden seyretme fırsatım oldu Matriks’i. Tabii ki ilk tepkilerim müthiş bir hayranlık, yaratıcı zekaya olan imrenme ve görsel efektlerden etkilenme şeklindeydi. Benim için güzel bir kurguydu ve bunu yaratanlara saygı duymuştum. O kadar…

Neden sonradır ki bu filmin esas mesajını almaya başlayabilmem için aradan tam 10 yıl geçmesi gerekti. 2009 yılının yine bir Pazar günüydü ve “mesaj” alası bir moddaydım. “Yolu bilmek ile yolda yürümenin farklı olduğu” mesajını ilk defa net ve belirgin bir şekilde aldığım zamanlardı, her ne kadar uygulamaya geçmesi için yine aradan bir süre geçmesi gerekse de.

Aradan geçen zaman içinde filmi bilgisayarıma kaydettim (yasal olarak!) ve ara sıra seyretmeye, bugün acaba bu filmden neler alsam diye merakla orasını burasını izlemeye başladım. Ve tabii ki mesajlar akmaya devam etti. Kimisi kafama anında kazındı, kimisi ise yoğunluğunu geçen zaman içinde kaybetti ve sadece filmin ilginç bir satırı olarak kalmaya devam etti.

Bugün ise, filmi abartısız belki ikiyüzellinci seyredişimde, “ben bu mesajı nasıl oldu da daha önce almadım” dedirten sahnenin “gerçekten” farkına vardım: Esas oğlan Neo, Matriks’ten çıkışını takip eden ilk eğitiminde Morpheus ile dövüş antrenmanı sahasında karşılaşıyor. Kendisinden kat kat daha deneyimli olan Morpheus’un karşısında biraz sudan çıkmış balığı andıran Neo’ya şu açıklama yapılıyor:

“Bu bir antreman programı ve Matriks’in programlanmış realitesine benzer. Yer çekiminde olduğu gibi, realiteye benzer kuralları vardır. Senin öğrenmen gereken şudur ki, bu kuralların bir bilgisayar programının kurallarından hiç bir farkı yoktur. Tıpkı onlar gibi, bu kuralların da bazıları bükülebilir, bazıları ise tamamen kırılabilir… Anladın mı?”

Bu bir antrenman… Bu bir antrenman… Kuralları realite ile aynı… Kırılabilir…

Doğduğumuz veya bilincimizin yerine geldiği an… Başlangıç olarak hangisini seçersek seçelim, o noktadan itibaren yaşama ve çevremize dair çeşitli “kuralları” öğrenmeye başlıyoruz: Soba sıcaktır, yanarsın. Terli terli su içme, hastalanırsın. Sakla samanı, gelir zamanı. Geç olsun, güç olmasın. Yer çekimiydi, fizik kurallarıydı, sosyal kurallardı derken, bugüne kadarki yaşamımızda herhalde bir kaç ciltlik bir ansiklopedi serisini dolduracak kadar yazılı ve yazısız bir yığın kural öğrenmişizdir.

Bükülebilir… Kırılabilir…Anladın mı..?

Ve şimdi ister istemez, erdemli Morpheus’un da gazını alarak düşünüyorum: Acaba mevcut yaşamımda varolduğunu düşündüğüm sıkıntılarla ilgili, hangi kuralları esnetemiyorum veya kıramıyorum? Bu kurallar yaşamımda nasıl tezahür ediyorlar? Bana dayatılıyorlar mı, yoksa onların kendi kafamda ben mi yaratıyorum? Eğer ben yaratmıyorsam ve zamanında bana dayatıldılarsa, onları ayıklayıp bükmek veya kırmak benim sorumluluğumda değil mi? Neo’nun da en nihayetinde yaptığı gibi, bu bir inanmayı seçme meselesi değil mi?

İnançlara girmişken -ki burada dini inançlardan bahsetmiyorum-, geçenlerde internet üzerinde seyrettiğim bir videoda enteresan bir fikirle karşılaştım. Şimdi kaynağını hatırlamıyorum ama aşağı yukarı şu konsept üzerinde yoğunlaşıyordu: Beyin bir donanım. Tıpkı bir bilgisayar gibi, ona verdiğimiz komutları yerine getirebiliyor ve bu komutlar doğrultusunda insan öldürmekten veya çevreyi katletmekten tutun da yüzbinlerce insana fayda sağlayabilecek dev projeleri gerçekleştirmeye kadar yaygın bir çerçevede işler yapabiliyor. Bunu beyin dediğimiz donanım yapıyor. Her bilgisayarda da olduğu gibi, yazılım kısmı olmadan, o bilgisayar sadece bu dünya üzerinde bir kütleye sahip, belli bir metrekare yer kaplayan fiziksel bir eşya olmanın ötesine geçemiyor. Yazılım ise, yine kendi başına hiç bir işe yaramayan, elle tutulamayan, gözle görülemeyen, koklanamayan hissedilemeyen bir varlık. Güçlü bir donanım ile birleştiğinde müthiş harikalar yaratabiliyor.

Şimdi düşünüyorum… Beyin + beden dediğimiz müthiş bir donanımımız var. Bunun yazılımını ise inançlarımız oluşturuyor. Bu yazılım doğrultusunda hareket ediyoruz, sabah yataktan kalkıyoruz, günümüzü belirli bir şekilde kullanmayı seçiyoruz ve akşam tekrar yatağa giriyoruz. Bu yazılım doğrultusunda biz kendi seçimlerimizi yapıyoruz ve akabinde realitemiz dediğimiz hayatımızı yaratıyoruz. Çok kısaca anlatmak gerekirse:

İnançlar (Yazılım) –> Beyin + Beden (Donanım) –> Seçimlerimiz –> Realitemiz

Eğer yaşamımızda -yani realitemizde- bir sıkıntı, bir eksiklik, bir yanlışlık veya bir uyuşmazlık hissediyorsak, bu işleyiş şekline tersten bakalım: Bulunduğumuz noktaya hangi seçimlerimiz sonucunda geldik ve bu seçimleri gerçekleştiren donanımlarımızı hangi yazılımlarımız yönetti?

Hayatımda sevdiğim bir ruh eşim yok… (Realitemizi yaratan seçimlerimiz “ruh eşi bulmak mümkündür ve ben bunu hakediyorum” kıvamında bir yazılımla destekleniyor mu?)

Para hayatıma rahatlıkla girip çıkmıyor… (Realitemizi yaratan seçimlerimiz “para bana kolayca ve hazla akıyor” kıvamında bir yazılımla destekleniyor mu?)

Mutsuzum ve nedenini bilmiyorum… (Realitemizi yaratan seçimlerimiz “ben mutlu olmayı hakediyorum ve bunun için gerekeni yapıyorum” kıvamında bir yazılımla destekleniyor mu?)

Bükülebilir… Kırılabilir…

Önümüzdeki günlerde, bu inançlarımızın, yani yazılımımızın nasıl bizim istemediğimiz şekillerde yaratılmış olabileceğine dair bir yazı yazacağım. Yine geçtiğimiz günlerde bununla ilgili enteresan bir teoriye ve tekniğe rastladım. Ama bitirmeden önce, Matriks’teki dövüş antrenmanının bana göre en can alıcı sözünü yazmayı uygun görüyorum: “Bana vurmaya çalışmaktan vazgeç ve bana vur!”

…çalışmaktan vazgeç ve vur. Anladın mı..?

Paylaşma Modunda Mısın?