Meritokrasi
17/05/10 17:16 Filed in: Kerem
Şenoğlu

“Yönetim erkinin, yetenek ve kişilerin bireysel üstünlüğüne dayandığı yönetim biçimi”
Bilim meritokrasiyi yukarıdaki şekilde tanımlıyor. Bu yönetim şeklinde idare erki, üstün özellikleri olduğu düşünülen kişiler arasında paylaştırılmaktadır. Bu üstün özelliklerin tanımı içerisinde bilgi, beceri, pozitif tutum, olumluya odaklanma, felsefi bakış, bilgelik ve analitik düşünce gibi kavramlar yer almaktadır.
Bu haliyle ilk olarak Eflatun (M.Ö. 427 - 347) tarafından tanımlanmıştır. Eflatun yetkin toplumu tarif etme çabası içersindedir. Yetkin topluma ve dolayısıyla toplumsal mutluluğa erişmenin yolu, ideal devlet düzeni içerisinde yaşamaktır. Devlet yönetimi ile ilgili olarak en çok üzerinde durduğu konular, dostluk, hitabet ve siyaset sanatlarıdır. (Siyaset kelimesinin etimiolojik kökü, seyisin yaptığı işten, hayvan terbiyesi sanatından gelir)
Eflatun'a göre sorunlar, ancak felsefe ile çözülebilir. Gerçek dostluk, hikmet sevgisi (eros) ile ruhları tutuşmuş insanların beraberliğinden başka bir şey değildir. Hitabet san'atı ise ruhun, bildiklerini sözlerle anımsatmaya çalışmasıdır. Felsefe olmadan, insanların doğal amaçlarını teşkile eden ve toplumsal mutluluğu sağlamakla görevli olan devlet yönetimi san'atı da yapılamaz. Nelerin toplumsal mutluluğu yaratabileceğini, felsefeden başka hiç bir şey tarif edemez. Filozof, bu noktada önemli bir zorlukla karşılaşmaktadır:
"Siyaset sanatı ve ideal devlet düzeninin gerektirdiği çözümleri sadece felsefe üretebilir."
Ancak Eflatun, kendisinden çok sonraları stoacı düşünür Kıbrıs'lı Zenon'un (M.Ö. 336 - 264) tasarladığı gibi, sadece bilge ve erdemli kişilerden meydana gelen bir "akıllı insanlar toplumu"na ulaşmanın imkânsızlığını hemen kavramıştır. Bu görüşünü de, "yığınlar hiç bir zaman filozof olmayacaktır" özdeyişi ile vurgulamaktadır. Dolayısıyla, toplumları mutluluğa ulaştırmak ancak yönetimin bilge kişilere teslim edilmesi ile mümkün olur. Eflatun'a göre, "başa filozoflar geçmez ya da baştakiler felsefe yapmazlarsa, insanlığın acıları asla sona ermeyecektir."
Yukarıdaki tanımlamaların tamamı “LİYAKAT” (layık olma) kavramına dayanmaktadır. Şöyle ki, ülkedeki ayakkabı yapma sanatını yönetmek ve halkın uygun şekilde giyebileceği ayakkabılar yapmak amacındaysanız, bu yönetici elitleri, ayakkabı yapmayı bilmeyen ve bu sanatı bilenlerin neyi bildiğini tespit edebilecek bilgiden yoksun halka seçtirirseniz; ülke içinde ayakkabı yapma sanatı zaman içerisinde yozlaşacak ve verimlilik kaybına uğrayacaktır. Ama eğer bu sanatı yönetecek insanları daha evvelden ayakkabı yapma sanatına vakıf filozoflara seçtirtirseniz, ayakkabıcılık sanatı sürekli olarak kendini geliştircektir.
Bu aşamada, böyle bir ayakkabı üretimi yönetim sistemine sahip olmayan bir halk topluluğuna yukarıda bahsi geçen meritokratik bir yönetimi önerirseniz aşağıdaki problemler oluşur:
- Anlatılan niteliklere sahip olmayan “kifayetsiz muhterisler” (yetersiz hırslılar) kendilerinin buraya seçilemeyeceğini derhal kavrayıp “bu hiç demokratik değil” diyeceklerdir.
- Ve bunun ardından liyakat sahibi olanların oraya seçilmemesi için ellerinden geleni yapacaklardır (çünkü bundan bir menfaat elde edemeyeceklerdir).
- Meriktoraksinin belli bir kesime menfaat sağlamak için kurulmuş bir yöntem olduğunu, toplumda daha fazla güç (para, sosyal çevre vs.) sahibi olanların bu seçimi belirlemesi gerektiği üzerinde ısrarcı olacaklardır.
- Bu ısrar meyvelerini verecek ve uzun vadede dizi limiti yine “halk seçimi” sistemine varacaktır.

Bu bakış açısını şirket yönetimine uyarlarsak; Şirketi yönetecek insanları şirket çalışanlarına değil, üst düzey bilgi ve felsefe sahibi, halihazırda şirketi yöneten insanlara seçtirmeliyiz. Buraya seçilebilmek için eksiklerimizi önceden bilmeli ve bunları (yabancı dil bilgisi, yönetim eğitimi, mesleki teknik bilgi eğitimi, vb.) tamamlayabilmek için eğitim ve kariyer planı oluşturmalıyız. Ve sonrasında da bu eksiklerini tamamlamış insanlar arasından liyakat yöntemiyle seçim yapmalıyız.
Ancak bu şekilde şirketin gerçek anlamda kurumsallaşması ve uzun vadeli stratejilerle yönetimi mümkün olacaktır.
Kerem Şenoğlu
04.05.2010
