Kaos'a Bakış | Kerem Şenoğlu | Alper Rozanes . com

Kaos'a Bakış


yazar_cerceve__0000_kerem


İçinde bulunduğumuz düşünce düzleminden baktığımızda; herhangi bir sistemin algılanmadığı ve belli bir Δt zaman dilimi sonrası için belirsizlik arzeden durum.

Bilim Kaos’u yukarıdaki gibi tanımlıyor. Kaos’u kaos yapan durumu da bizim bakış açımız olarak tanımlıyor. Şöyle ki:


Maddenin atom boyutuna indiğimizde gerçek bir kaos algılarız. Bir sürü atom ve elektron karmakarışık bir vaziyette oradan oraya koşturmaktadır. Bir an sonra ne olacağı belli değildir. Oysa yukarı doğru çıkıp bakarsak örneğin bir portakal görürüz. Lezzetli, sulu ve turuncu renkli bir küre.

Buradaki problem bakış açımızın genişliğidir. Ne kadar geniş ve yukarıdan bakabilirsek gördüğümüz problem azalır.

Şimdi bir az da 'negatiflik' kavramını açıklayalım:
Etki-tepki kanunu gereği, birinci hareket ikinci bir harekete neden olur ve ilkine zıt olan bu ikinci hareket de dinginliği sağlar. Buradaki anlamıyla 'negatiflik', birinci akımın açısına zıt oluş anlamına gelir. İlk harekete reaksiyon olarak oluşan bir döngüdür. 'Negatiflik', sınırlılık ve limitlilik nosyonlarını içerir ve bu nedenle odaklaşma özelliği vardır. Bu kavramın iyi anlaşılması önemlidir, çünkü bu sayede
itici bir kuvvet olarak işlevsellik kazandırılması mümkündür. Ne zaman ki, 'Kaos Halkası'nın güçleri dinamik olarak kurcalanır, işte o zaman popüler anlamıyla 'negatiflik' ortaya çıkar.

Örneğin, şehvetin kötü ve kaçınılması gereken bir duygu olduğuna inanılır. Bu nedenle şehvete bağlı belli yaşamsal güçler, deneyimlenmedikleri için üst planlarda odaklaşırlar. Eğer reddetmek yerine bu güçlerin doğal akışı sağlansaydı, böylesi bir birikim en baştan oluşmayacaktı.

'Negatiflik' kavramının iyi anlaşılması çok önemlidir. Yüksek bir plana doğru ilerleme, daima negatifliğe karşı oluşan bir reaksiyon sonucu olur. Eğer negatiflik olmasaydı, tekamülün bir anlamı olmazdı. Bunun sonucu olarak da gelişme, ilerleme ve evrim mümkün olmazdı. Bu yüzden ‘Negatiflik’e ‘Ben olmayan’ diyebiliriz. Kendimi deneyimlemek istiyorsam önce ‘Ben olmayan’ı deneyimlemeliyim.

Şimdi bu dualite, yani ikiliğe, '
pozitif ve negatif', 'yaşam ve ölüm', 'aydınlık ve karanlık', 'ruh ve madde', 'olan ve olmayan' veya 'tanrı ve şeytan' gibi tanımlamalar atfedilebilir. Burada 'pozitif' ve 'negatif' kelimelerinin bilinen anlamlarında kullanılmadıklarını anlamak önemlidir. Aslında pozitif ve negatif kavramları, bir açıya veya bir boyuta bağlı olarak değil, birbirlerine göreli olarak anlam kazanırlar.

Bu bilgilerin ışığında aşağıdaki tavsiyeler söylenebilir:

1. Hiçbir konuda varsayımda bulunmayın. Çünkü evrenin sistemini anlayamazsınız. Sadece sistemi ‘kullanın’ ve anlamaya çalışmayın. Sistemin işleyişi varsayımlarla idrak edilemez. ‘Yukarıdan’ yolunuzun gösterilmesini talep ettiğinizde ne olacağını tahmin etmeyin. Sadece isteyin.

2. Kendinizi kaosun bir parçası olarak görün. Çünkü siz potansiyellerden sadece bir tanesisiniz. Bu sistemi sahiplenin çünkü siz onun parçasısınız. Kendinizi Tanrı'dan ayrıymış gibi gördüğünüzde kaos başlar.

3.
Sisteme adım atmaktan korkmayın. "Tanrım, bilmem gereken nedir?" diye sormaktan çekinmeyin. Ne olacağını bilmeseniz de olacakları kabul edeceğinizin göstergesidir bu. Kaosu aşabilmek sisteme adım atmakla mümkün olabilir. Sistemi günün her anında kullanacaksanız, kendinizi bu sistemin içine yerleştirmelisiniz. Kendinize değer vermek Tanrı'ya da değer vermek anlamına gelir.

4.
İçgüdülerinize güvenin, özellikle de ilk olanlara. Sistem bizimle bu yolla konuşur. İçgüdülere kulak vermenin nasıl bir his olduğunu öğrenmeyi dileyin öncelikle. "İşaretleri fark etmemie ve nerede olduklarını görmeme izin ver" diyerek başlayabilirsiniz. Tek kaynak beyin değildir. Cevaplar ‘kalp’ yolu ile ulaşır. Yukarısı ile sağlanan bağlantı kalp ile gerçekleşir.


5.
Üstünüze düşeni yapmalısınız. Sadece oturup dua etmek değil, harekete geçmek önemli. Evden çıkıp ‘eşzamanlılık’ potansiyelleri ile etkileşim içinde olacağınız yerlere gitmelisiniz. Bir odada oturup yanıtları beklemek doğru değildir.

6.
Eşzamanlılığı bekleyin. Eşzamanlılık, enerjilerin belli bir amaç için hizalanması anlamına gelir. Yaşamlarımızda bize tesadüf gibi yansır ama değildir. Doğru zamanda, doğru yerde gerçekleşmelerini istediğiniz potansiyeller ile hizalanmanız gerekir. Bu yüzden olmanız gereken yerde olmalısınız. Oturup dua etmek ile harekete geçmek arasındaki dengeyi farketmelisiniz. İstemenin ve almanın bir zamanı vardır. İkisi de farklı yerlerde gerçekleşir. Dua ettiğiniz odada değil. Üstelik Tanrı'nın zamanı ile bizim üç boyutlu zamanımız aynı değildir. O nedenle bizim zaman anlayışımıza göre cevabın gelmesini beklemek hata olur ki, malesef bu bizim çoğu zaman yaptığımız bir şeydir.
 
Biz bu zamanlamada tıkanıyoruz. Arzu ettiğimiz şey bizim istediğimiz zamanda gerçekleşmediği için ümitsizliğe kapılıyoruz. İç kaos böylelikle başlıyor. Tek çözümü ise sakin olmak ve beklemek. Bunun yanında gelecek olan cevaplar bizim beklediğimiz ya da tahmin ettiğimiz yollarla da gelmez. Bazen de cevap gelir ama biz farketmeyiz. Diğer bir yanılgımız ise sorduğumuz cevabın bize ‘tümüyle’ gelmesini beklediğimiz zamanlarda oluşur. Oysa cevap parça parça gelebilir. Önemli olan bizim bu parçaları bütünleştirmemizdir. Zihnimizdeki kalıplar ne yazık ki beklediğimiz cevabın geldiğini farketmemize engel oluyor. Görmüyor ve anlamıyoruz. 
 
Kimse için tek bir yol yoktur. Üstelik bu yollar her zaman değişebilir. Tek yolumuzun olduğunu düşünmek sadece şartlanmadır. Biz sezgilerimizin kendi içimizden kaynaklandığını düşünsek de, onlar bize gelen ve bizim oluşturmadığımız cevaplardır. Bizden geldiğini düşündüğümüz için de mantıklı bulmaz, sezgilerimizin yolu yerine ‘şablon’ mantığımızın yolunu seçeriz.

Mantığın dışında, kaos içindeymiş gibi görünen bir yerde her zaman sorunuzun cevabı vardır.
Bu cevabın size gelmesi için birçok yol kullanılır. Bu bazen bir film, bazen bir e-posta, bazen bir insan, bazen de bir düşünce olabilir. 

“Yolu bilmekle yolda yürümek farklı şeylerdir.”
Morpheus (Matrix filminden)

Kerem Şenoğlu
28.10.2008