"An"ladın sen...
12/03/10 19:34 Filed in: Selen Servi

Kim bilir belki de gücü öznelliğindendir. Sadece bize ait olan, bizim dünyamızda harekete geçmiş, öne çıkmış ve bize hizmet etmiştir.
Bunu kaçırırız bazen.
Kelimelere dökmek “ego”nun bir oyunu olabilir. Dünya meselesi gibi algılatır, sol beynimizi rahatlatır. Analiz ettirir. Sınıflandırarak, bilinç boyutunda muhafaza etmemize yardım eder. Hâlbuki yaşadığımız “an” sağ beynimizin lûtfudur. Olabilir. Bütünleşme yaşatır kendimizle ve evrenle. An’daki gizem, güç, bilgelik, söze dökülünce netlik ve bilgi haline gelebilir. Yine de “net bilgi”yi neden “gizemli bir bilgeliğe” yeğleriz anlamak kolay değil.
Aşk örneğin… İçinde akarken o müthiş coşkusunda çağlarız, sonra bir arkadaşımıza anlatırken buluruz kendimizi ve belki de ilk soru ile irkiliriz: “Ee n’oldu aranızda, bir şey var mı? Çıkıyor musunuz?”. Ne olur o coşku bir anda? Garip oluruz. Garip hissederiz. Cevabımız ne olursa olsun tatminkâr değildir. Bir anda doğrular-yanlışlar, alışkanlıklar, sorgulamalar başlar içimizde.
Sabah yürüyüşünde bir kuşun bize baktığını ve bir şeyler söylediğini duyarız. Uzun zamandır beklediğimiz bir yanıtı almışızdır. Yaşadığımıza şaşkın, anlatmaya yöneliriz akşam yemek sofrasında. Birileri ilgiliyken, bir başkası “doktora git bir görün, çok çalışıyorsun şu aralar” dediği an, içimize şüphe tohumu ekiliverir. Hastalık şüphesi değildir bu. “Acaba ben sabah bunu yaşadım mı?” şüphesi. Sonra sürüye uyumlanıveririz. Unuturuz sabahımızı, başlarız iş güç konuşmaya. Bu, alışkanlığımızdan kaynaklıdır elbette. Bize tanıdık gelenle yaşamak kolaydır. Emek istemez. Ama yaşam bizden emek ister.
Kendimize yaklaşmayadır bu yolculuk. Kendimize yaklaştıkça, okyanusa damlamaya biraz daha yaklaşırız. Bunun için en değerli emeğimiz an’lamaktır. Yaşamın gizemine teslim olmak… Her şeyin herkesin ‘ben’le bütün olduğu algısında yüzmeye başlamak.
Dost sohbetlerinde ekilen “an”lamlara içim şöyle eşlik etti dün gece. Hep duyduğum kelimeler başka yerden konuştu benimle.
Gizemini azaltma riskini alarak paylaşıyorum, sevgimle…
“Şükran” diyor ki aslında “şükür andadır”.
“Derman” diyor ki “çare andadır”.
“Ayan” diyor her şey, çünkü “açıklık/belirginlik anda”.
“İnan” diyor çünkü “inayet/lütuf anda”.
“Olanı Anla” diyor çünkü “kavrayış da anda, oluş da”.
Zamanla…
PS: Bu çağrışımların ateşini yaktığı için dostum Mesut’a teşekkür ediyorum.
