Alper Rozanes . com | Bireysel gelişim, farkındalık ve olumlu düşünce üzerine güzel bir başlangıç yap!

stacks_image_66740A5D-8787-4913-8DAC-68047FB4441E

Üniversite Öğrencisinden Dağbaşında İnsanlık Deneyi

Fotoğraf makinenizi bilerek bir dağın ortasında bırakıp giderseniz, büyük ihtimalle onu bir daha göremezsiniz, değil mi?

Ancak 24 yaşındaki üniversite öğrencisi Paul Bellis Jones, aslında insanlığın zannedilenden çok daha iyi olduğuna inanarak bir deney yapmaya karar verdi.

the Daily Mail gazetesine konuşan Jones, "Bir arkadaşım bana bugünlerde artık kimseye güvenmenin mümkün olmadığını söyledi. Ben buna inanmak istemedim ve bir deney yapmaya karar verdim. Deneyin sonucunda da insanlara gayet güvenebileceğimizi kanıtlamış oldum" dedi.

Bellis insanlığa duyduğu inancı test etmeye karar verdi ve Snowdonia dağında yürüyüşe çıkarak kendi kamerasıyla fotoğrafını çekti ve onu orada bıraktı. Ama planının bir parçası daha vardı: Kamera ile birlikte bir not yazarak, kamerayı bulan yürüyüşçülerin film bitene kadar kendi fotoğraflarını çekmelerini istediğini belirtti. Film bittiğinde ise nazik biri kamerayı geri getirir düşüncesiyle ev adresini de nota ekledi.

Dört gün sonra, Snowdonia parkından bir görevli, fotoğraf makinesini şahsen teslim etmek üzere Jones'u ziyaret etti. Kameranın içindeki filmi tab ettiren Jones, kendinden sonra dağı ziyaret eden yürüyüşçülerin aynen notta yazdığı üzere kendi fotoğraflarını çektiklerini gördü. Aşağıda yer alan fotoğraflara bakılırsa diğer insanların da bu deneyden gayet keyif aldığını görmek mümkün.

Park görevlisi Brian Jones ise, "Fotoğraf makinesini bulduğumda önce kaybedildiğini zannettim ancak sonra notu gördüm. Belirtilen adres zaten benim eve dönüş yolumun üzerinde olduğu için kendim bıraktım. Fotoğrafların iyi ve neşeli çıkmalarına çok sevindim" dedi.
stacks_image_69B47DE3-FF34-438E-8923-C1EDFCF2CB53
stacks_image_6C6D7DDE-6EE0-4148-A441-32449E68DB75
stacks_image_40E67B9D-9D64-4346-9D0A-62253CE7B196

stacks_image_7386B876-59F2-467B-A2F2-60BB6AFB9178

Dünyayı Kurtaran Adam: Hem de hiç bir şey yapmayarak!


Stanislav Petrov adını daha önce hiç duymuş muydunuz?

Büyük ihtimalle hayır -- ama aslında hayatta olmanızı ona borçlu olabilirsiniz.

Eski bir Sovyet ordusu mensubu olan Petrov, hiçbir şey yapmadı. Ama esas can alıcı nokta da zaten bu.

1983 senesinde, Yarbay rütbeli Petrov'un önemli bir askeri görevi vardı: Amerika üzerinde bulunan ve olası bir askeri harekatı izlemekte olan Sovyet uydularının takibi.

Bahsettiğimiz yıllar Soğuk Savaş yıllarıydı ve özellikle 1 Eylül tarihinde Sovyetler Birliği, askeri uçak zannettiği bir Kore uçağını düşürüp, içlerinde bir Amerikan Kongre mensubunun da bulunduğu 269 sivilin ölümüne neden olduğundan, sinirler gergindi. Sovyetler Birliği bu yanlışının ardından ABD'nin bir misilleme füze saldırısında bulunacağına ve kendilerinin de aynı şekilde cevap vermek zorunda kalabileceklerine inanıyordu.

Yolcu uçağı felaketini takip eden haftalardan birinde, 23 Eylül tarihinde, başka bir subayın hastalığı nedeniyle görev yerine gelememesi, uydu hareketlerini takip etmekte olan gizli bir sığınakta Petrov'u çift vardiya çalışmaya zorladı.
BBC Haber kanalına konuşan Petrov, o gün ile ilgili şunları söylüyor: "Bir anda önümdeki ekran parlak kırmızı renge büründü ve alarm çalmaya başladı. Kulak delici, hatta ölü bir insanı bile mezarından kaldırtabilecek kadar güçlü bir alarmdı."

Uydu sisteminden gelen veriye göre, Amerika Birleşik Devletleri tam 5 füze fırlatmıştı ve hızla Sovyet bölgesine doğru yaklaşıyordu. Sovyetler Birliği resmen saldırı altındaydı.

Bu durumda Petrov'un yapması gereken tek şey, önünde yanıp sönmekte olan kırmızı düğmeye basmaktı ve bu sayede Sovyetler Birliği ordusu kendi füzeleri ile karşı saldırıya geçerek komple bir nükleer savaş başlatacaktı.

"Alarmı takip eden 15 saniye boyunca, hepimiz şok içindeydik. Bir sonraki adımın ne olduğunu anlamamız gerekiyordu" diyor Petrov,
The Washington Post gazetesine verdiği demeçte.

İçinde bulundukları sığınakta karmaşanın hüküm sürmesine rağmen, bir bilimadamı olarak yetişmiş olan Petrov, kararını vermeden önce durumu iyice değerlendirme yolunu seçti. Kendi düşüncesine göre, eğer ABD saldırıya geçseydi bunu sadece beş füze ile yapmazdı. Aynı anda, sistemin yer tabanlı radarını incelediğinde, onlara doğru gelen herhangi bir füze olmadığını anladı.

O anda aklından geçenleri bugün bile tam olarak hatırlayamamakla birlikte, "İçimde tuhaf bir his vardı" diyor. "Herhangi bir hataya yol açmak istemedim. Sonunda bir karar verdim, ve benim için mesele kapandı".

Hepimizin iyiliği için, Petrov o kırmızı düğmeye basmamaya karar verdi. Daha sonra ise içgüdülerinin doğru ortaya çıktı: Sistemde bir arıza meydana geldiğinden kendisine yanlış alarm verilmişti ve aslında ABD herhangi bir füze saldırısında bulunmamıştı. Petrov'un serin kanlılığı sayesinde, nükleer savaş son anda engellenmiş ve milyonlarca insan ölümden dönmüştü.

Ne yazık ki, Petrov bu davranışından dolayı Sovyet ordusundan herhangi bir kahramanlık ödülü almadı. Aksine, kendi hatalarının utancı içinde ordu, askeri protokolün dışına çıktığı gerekçesiyle Petrov'u erken emekliliğe zorladı ve aylık sadece $200 emeklilik maaşı bağladı.

Petrov'un kahraman davranışı, 1998 yılında, onunla birlikte görev yapan ve o korkunç gecede meydana gelenlere birebir tanıklık eden başka bir subayın konuyu kitabında ele almasına dek gizli kaldı.

Kitabın yayınlanmasının ardından, Birleşmiş Milletler Petrov'u Dünya Vatandaş Ödülü ile şereflendirdi. Hatta Nobel Barış Ödülü'nü alacağı hakkında söylentiler bile var. Yine de, mütevazi Rus bilimadamı nükleer savaşın engellenmesindeki rolünü çok önemsemeyerek, ileride yayınlanacak olan
'Kırmızı Düğme ve Dünyayı Kurtaran Adam' adlı belgeselinde şunları söylüyor: "Ben sadece doğru yerde ve zamanda doğru kişiydim, o kadar".

Biz onunla aynı görüşte değiliz. Evet, gerçekten de hiçbir şey yapmamış olabilir. Ama bu durumda, aslında hiçbir şey yapmamak, yapılabilecek en zor seçim olabilir.

Sayfanın başına dönelim lütfen...

stacks_image_42135932-F40A-4CC3-9244-770B3D573A20

Fotojenik Sincap


Melissa Brandts, bu fotoğraf karesi hakkında şunları söylüyor:

"Eşimle birlikte Banff ulusal parkındaki Minnewanka gölünün etrafında yürüyorduk. Manzaranın çok güzel olduğu bir noktada durup kendi fotoğrafımızı çekmesi için makinemizi kayalıkların üzerine sabitledik ve zaman ayarını kurduk.

Tam fotoğraf çekilecekken, makinenin otomatik netlik ayarı yaparken çıkardığı sesleri merak eden bu şirin yaratık çıkıverdi ve pozun içine girdi.

Bu herhalde ömürboyu sadece bir kere yaşanabilecek bir olay! Günlerdir bu resme bakıp bakıp kahkahalar atıyoruz!!"

Sayfanın başına dönelim lütfen...

stacks_image_78637C3C-DA20-4425-A9C9-B0EF3FC78818

Gönüllü Cankurtarandan İntihar Nöbeti


Çin'in Nanjing kentinde yaşayan Chen Si'yi plajlarda görmeye alışık olduğumuz cankurtaranlardan ayıran bazı özellikler var: Bir mayo giymiyor, yaptığı iş için tek kuruş ücret almıyor ve nöbet tuttuğu köprünün altında akan Yangtze Irmağı'na bir kere olsun ayağını sokmuşluğu yok.

Yine de, 34 yaşındaki bu kişi, 5 yıl önce gönüllü cankurtaran olmaya karar verdiğinden bugüne kadar tam 144 kişinin kayatını kurtardı.

Chen 2004 yılında, yaşlı bir komşusunun kendini bu köprüden atarak intihar etmesi üzerine hissettiği suçluluk duygusu yüzünden bu işe başladığını söylerken,
The Los Angeles Times gazetesiyle yaptığı söyleşide şunları anlatıyor: "Kendi kendime şunu düşündüm. Neden hiç onu ziyaret etmemiştim? Neden hiç onunla konuşmamıştım? Belki bunları yaparak onun hayatını kurtarabilirdim".

İşte o haftasonu, intihara teşebbüs edenlerin sıklıkla ziyaret ettikleri Nanjing Köprüsü'ne gitti. 40 sene önce hizmete giren bu köprüden şimdiye kadar 1.000 kişi, kendini nehrin sularına bırakarak yaşamlarına son verdiler. Chen, her ne kadar komşusunun hayatını kurtaramamış olsa da, en azından başkalarının hayatlarını sona erdirmelerini engelleyebileceğine karar verdi.

Köprüde nöbet tuttuğu daha ilk günde, korkulukları tırmanmakta olan bir adamla karşı karşıya geldi. "Onu belinden yakaladım ama çok kuvvetli bir şekilde karşı koydu. Daha sonra onu yere yatırdım ve o esnada ağlamaya başladı" diyor Chen.

İntihat girişimcisi, tüm parasını belalı bir adama kaptırdıktan sonra yaşamına son vermenin tek çıkış yolu olduğuna inanıyordu. Ancak Chen onun atlamasını engelledikten sonra, adam karısı ve çocuklarının yanı sıra uğrunda yaşamaya değecek daha nice şeyler olduğunun farkına vardı. Chen, üzerinde tek kuruş olmayan adama dönüş yolculuğu için bir miktar para vererek onu evine gönderdi.

Chen aynı zamanda şunları söylüyor: "Buna benzer kriz zamanlarında, insanların gerçekten ihtiyacı olan tek şey, onlara yardım eli uzatmaya istekli olan birilerini bulmak. Bu el, yaşam ile ölüm arasındaki farkı meydana getirebiliyor."

Shi Xiqing ise başka bir intihar girişimcisi ve artık Chen'in en iyi arkadaşlarından biri. Chen'in söylediklerine katılan Shi, ayrıca diyor ki: "Bu köprünün Chen gibi insanlara ihtiyacı var. O olmasa, ben de bugün burada olamazdım".

Sayfanın başına dönelim lütfen...

stacks_image_7F8D4EA9-D72C-4A35-A377-ACAC8C595C8B

Liseli Aşıklardan 50 Sene Rötarlı Evlilik


1950'li yılların sonlarında, California'da yaşayan Diane ve Rodney birbirlerinden hiç ayrılmaz liseli aşıklardı ve o zamanlar yapmaktan en çok keyif aldıkları şey araba ile açık hava sinemasına gitmekti (büyük ihtimalle sinema perdesinde ne gösterildiğiyle çok ilgilenmeseler bile).

Fakat 1959 yılının bir Haziran ayı gecesinde, çift yine bir açık hava sinemasından dönerken Rodney'in kullandığı araba yoldan çıkarak bir çukura yuvarlandı ve hem Diane hem de Rodney kötü şekilde yaralandı.

Kaza sonrasında iki genç farklı hastanelere kaldırıldıar. Diane'in bir çok yerinde kırık meydana geldiği için uzun süre hastanede kaldı. Bir çok sevdiği dostunun onu neşelendirmek için yanında kalmasına rağmen, Rodney onu görmeye hiç gelmedi.

Kızının erkek arkadaşını hiç sevmeyen Diane'nin annesi kızına bir yalan söyleyerek Rodney'in ondan ayrılmak istediğini belirtti ve Diane bir kez daha yıkıldı.

Bu esnada, Rodney uzun süredir Diane'i görmek için yanıp tutuşuyordu ancak o da henüz hastanedeyken, Diane'in annesi kendisini ziyaret ederek kızının onu artık görmek istemediğini söyledi.

Her iki genç de bu yalana inandı ve her ikisinin de kalbi kırıldı. İlerleyen süre içinde iki taraf da birbiri ile temasa geçmek için herhangi bir girişimde bulunmadı ve zaman içinde her ikisi de kendi yollarına devam ettiler.

Diane evlenip üç çocuk sahibi oldu ancak daha sonra evliliği sona erdi. Ardından gelen ikinci bir evlilik de boşanma ile sonuçlandı.

Rodney kazayı yaptığı zamanlarda orduya yazılıydı ve okul mezuniyetinden kısa bir süre sonra göreve gönderildi. Askerlik görevinin bitiminden sonra ise o da evlendi ve eyaletin güneyinde bir şerif yardımcısı olarak görev yaptı. 43 yıldır evli olduğu eşi 2007 senesinde vefat etti.

Eşinin ölümünden sonra Rodney, eski lise aşkı Diane'i ve zamanında nelerin yanlış gittiğini düşünmeye başladı. Google'da yaptığı kısa bir araştırma sonucu onun oturduğu ev adresini öğrendi. Adresin doğru kişiye ait olduğundan emin olmamakla birlikte, ne olur ne olmaz diyerek ona bir mektup göndermeye karar verdi.

New York Post gazetesinde haberi çıkan Rodney, şunları söylüyor:
"Onun aradığım kişi olacağından emin değildim ve telefonda bu işleri iyi beceremiyorum. Bu yüzden ona mektup yazmaya karar verdim. Zaten eğer aradığım kişi değilse, mektubu buruşturup atacaktır diye düşündüm".

Ortaya çıktı ki mektubu gönderdiği kişi doğru kişiydi ve birkaç gün sonra ona bir email ile cevap verdi. Diane'in annesinin söylediği yalan kısa sürede ortaya çıksa da, her ikisi de geçmişin pişmanlığını yaşamaktan ziyade, bugün ellerinde olanın tadını çıkarmaya karar verdiler. Kısa süre içinde birbirleriyle her gün yazmaya başladılar ve iki hafta içinde de Diane'in bugün yaşadığı yerde görüşmek üzere randevulaştılar.

Her ikisi de aradan 50 yıl gibi çok uzun bir süre geçtikten sonra birbirlerini tekrar görme konusunda biraz çekimser davranmış olsalar da, bir araya geldiklerinde bu sürenin sanki hiç geçmemiş olduğunu hissettiklerini söylüyorlar.

4 Temmuz'da Rodney eski lise aşkı Diane'e ikinci defa yüzük taktı ve evlilik teklif etti. Hemen onu takip eden haftasonunda da evlendiler.

"En azından artık gerçekleşti" diyor Diane… 50 yıllık ufak bir gecikmeyle olsa da.

Sayfanın başına dönelim lütfen...