Gerçekten iyi misin, yoksa öyleymiş gibi davranıyor musun?
Kendini başarısız bir insan olarak mı görüyorsun?
Peki başarısızlığın bir algı olduğunu biliyor musun?
Doğa kanunlarının aksine, başarısızlık tartışmaya ve algılamaya açık olmayan bir hakikat değildir. Ancak biz bazen bunun böyle olduğunu düşünüyor, başarısız olduğumuza dair kesin kanaat getiriyor ve artık kendimizi bu şekilde tanıyoruz, tanıtıyoruz. Belki bulunduğumuz ortamlarda doğrudan “Merhaba, ben Alper, ben başarısız biriyim” demiyoruz, ancak hepimiz biliyoruz ki yalnız kaldığımız o anlarda, bazen iç sesimizin de desteğini alarak kendimizi dünyanın en başarısız insanı ilan edebiliyoruz.
Sen de zaman zaman –veya muntazaman– kendini başarısız bir insan olarak görüyorsan, bu huyundan vazgeçmeye başlamadan önce öğrenmen gereken önemli bir şey var: Sorunların yokmuş gibi davranmaktan vazgeçmek. Yani, hem kendine hem de başkalarına rol yapmayı bırakmak. Zaten bu şekilde rol yapmak genellikle yorucu bir iştir ve çoğu zaman da hiç bir fayda sağlamaz. Çünkü eninde sonunda bilinçaltın senin ne zaman kendine yalan söylediğinin gayet farkındadır ve sadece daha da fazla ıstırap çekersin.
Aşağıdaki cümlelere bir bakıver:
- Mutsuz olmak doğru değil.
- Korkmak doğru değil.
- Kızmak doğru değil.
- Üzülmek doğru değil.
- Yalnız kalmak doğru değil.
- Hata yapmak doğru değil.
- Hasta olmak doğru değil.
- İşsiz kalmak doğru değil.
- Fakir olmak doğru değil.
- Engelli olmak doğru değil.
- Reddedilmek doğru değil.
- Farklı olmak doğru değil.
Eğer bu düşüncelerden bir veya birkaçı senin için geçerliyse ve eğer bu durumlardan herhangi bir tanesini yaşadıysan veya yaşıyorsan, egon hemen senin başarısız bir insan olduğun kanaatine varacaktır. Arından, bu durum yüzünden suçlayabileceği bir şey veya bir kimse bulana kadar haftalar/aylar/yıllar harcayacaktır. Devamında gelen endişe halleri ise git gide daha fazla suçluluk, öfke, tedirginlik ve depresyon yaratacaktır.
Bütün bunlar olup biterken, kafandaki kontrol manyağı da hayatında her şeyin yolunda olduğuna dair bir ego perdesi çekmek için harekete geçer. Bu perdenin en belirgin şekillerinden biri, sana nasıl olduğun sorulduğu zaman yüzüne yayılan sırıtma ve “Ben mi? Harika, çok iyiyim!” şeklindeki yalan olduğunu bildiğin ifadelerdir. (Çok yaptım, bazen yapmaya da devam ediyorum.)
Böylesine bir reddetme sürecinin geçerliliğine dair başka somut göstergeler de mevcut.
İşte bir terapi kitabından alınan yaşanmış örnekler:
- İşinden çıkarılmış olmasına rağmen, ailesine karşı olan utancından ve korkusundan dolayı her sabah kalkıp işe gidiyormuş gibi görünmek için evden çıkan, ancak günün geri kalan kısmını kahvelerde geçiren kişi.
- Evliliği boyunca yaşadığı mutsuzluğa karşı artık duyarsızlaşan ve “Bütün evliliklerde bu mutsuzluk var nasıl olsa” şeklinde kendini avutan kişi.
- Yaptığı bir hatayı kabul ederek geçip gitmek yerine yaygara çıkaran ve bağırıp çağıran kavgacı kişi.
- Kendi yaşamının sıkıcılığına ve tekdüzeliğine dayanamayıp onu bastırmak için sürekli içki içen alkolik kişi.
- Kendi yaşamındaki mutsuzluk ve ilişkilerindeki başarısızlıklar için sürekli “hayatı” ve başkalarını suçlayan alaycı gerçekçi (!) kişi.
- Ve kendi durumum: Zayıflık ve acizlik göstergesi olarak algılanmasından çekindiğim için, mutsuz olduğum bazı durumlarda bile sahte bir şekilde sırıtan ve mutluluk taklidi yapan ben.
Sorunları felaketlere dönüştürmeye çalışan egona kanmak yerine, hakikatlere ve gerçeklere bir bak. Bunu yaptıktan sonra da, hissettiğin duygu her ne ise onu yaşama ve deneyimleme hakkını kendine ver.
Örneğin;
“Bu ilişki artık bitti, şimdi yalnızım ve ben gerçekten ama gerçekten çok üzülüyorum. İnsanlarla görüşmeye ihtiyacım var.”
Egonun mükemmel ve hatasız bir insan olma ihtiyacına yenik düşme. Mütevazi ol ve gerektiğinde, yaptığın hatalar için sorumluluk al:
“Tamam, yaptığım bir hataydı. Şimdi bunu düzeltmek için ne yapabilirim?”
Sınırlarını kabul et ve onları zorlamak için kendini yıpratmaktan vazgeç:
“Benim şu anda yapabileceklerim, gelebileceğim nokta bu kadar. Artık birinden yardım isteme zamanı.”
Sorunlar yokmuş gibi rol yapmak yerine durumu kabul et:
“Hastayım / işsizim / parasız kaldım ve bu böyle değilmiş gibi davranmaktan vazgeçiyorum.”
Eğer hayat senin şu anda gerçekten kötü gidiyorsa, kendine bir süreliğine mutsuz olma izni ver:
“Bu dönem hayatımdaki en kötü dönemlerden biri. Kendimi bu kadar mutsuz hissetmeme hiç şaşmamalı.”
Ve son olarak, ne yaparsan yap, kendini gerçekten iyi hissetmediğin zamanlarda lütfen o sahte gülüşü yüzünden sil ve insanlara iyi olduğunu söyleyip kendini kandırma. Mutsuz değilmiş gibi davranmak bir erdem veya haysiyet değil. Tam aksine, neden mutsuz olduğunu bir süreliğine inceleyip, etrafını suçlamaktan vazgeçip, kendi seçimlerin doğrultusunda sorumluluk almak için iyi bir fırsat.
Senin için de.. Benim için de..
Sevgimle
Alper
Teşekkürler: John Eaton (http://reversethinking.typepad.com/)
o kadar samimi,o kadar anda ve o kadar benden,eline ve yüreğine sağlık
Bu yazıyı okurken aldığım keyfi anlatmaya sözcükler yetmez…
sanki kuyruğu hep dik tutma zorunluluğumuz varmış gibi kendimizden uzaklaşıyoruz farketmeden.
kendinden uzaklaşmanın bedeli de kolay ödenmiyor..
Teşekkürler..çok güzeldi gerçekten..
kendi secimlerimiz doğrultusunda aldığımız sorumlulukların sonundaki keşkelere takılmadan yaşayabilmektir hayat. Ben istedim ben yaptım ben yaşadım diyebilmektir . Malesef ki keşke girdaplarından boğulmadan çıkmak kolay olmuyor… Büyük bir savaşla kurtuluyorsun arınıyorsun ve birtek doğduğun gibi çırılçıplak kalıyorsun hayatta. İşte o an ego SANA GÜLÜMSÜYOR.Ve DİYORKİ……..Çok yol aldın çok savaştın sıyrıldın benden yanındayım gölgen değil sen olarak…
Bence herşey hayatımızın sorumluluğunu alabilmekte gizli. Eğer hayatının sorumluluğunu alıyorsan ve bunun bilincideysen gerisi çok ta önemli değil. Zaten o zaman egondan kurtulmuş olacaksın ve rol yapmaktan vazgeçeceksin. Yaşadığın olumsuzluklara karşı rol yapman doğru olamayabilir fakat olumsuzlukların seni ne derece etkileyeceğine de sen karar verirsin. Düşünce ve konuşma tarzımızı olumlu kalıplara göre düzenleyebilirsek bu kandırmaca anlamına gelmeyecektir. Bilinçaltımızı daha iyi programlayıp bulunduğumuz olumsuz durumdan daha kolay çıkabiliriz. Bunu şu şekilde örnekleyebilirim; kendimizi kötü hissettiğimizde, ister bunu kabul edelim ve dış dünyaya belli edelim ya da etmeyip içimizde kötü duyguları besleyelim, beden enerjimizde bir düşüklüğe sebep olacak ve kendimizi yorgun belki de hasta hissedeceğiz. Sonuçta tüm hastalıkların nedeni ilk olarak düşüncelerimizin hastalığıdır. Bu konumdayken “Daha fazla hasta olmak istemiyorum” dersek, bilinçaltımız “daha fazla hasta” ifadesini duyar. Bilinçaltımızı programlarken ona ne istediğimizi açıkça söylemeliyiz: “Kendimi harika hissediyorum. Kesinlikle çok sağlıklıyım”. Bence bu şekildeki bir olumlama bizi kasvetli, moral bozucu bir durumdan daha hızlı çıkaracak ve mutlu hissettirecektir.
Çok doğru bir yazı…Teşekkürler